2 Ekim 2012 Salı

Dünya Ekonomilerinin Sınıflandırılması


IMF'nin sınıflandırması
IMF, GFSR, Ekim 2012

Gelişmiş Ekonomiler
Avustralya
Hollanda
Avusturya
Yeni Zelanda
Belçika
Norveç
Kanada
Portekiz
Danimarka
İspanya
Finlandiya
İsveç
Fransa
İsviçre
Almanya
İngiltere
Yunanistan
ABD
İrlanda
İtalya
Japonya
Yükselen Piyasa Ekonomileri
 
Çin
Trinidad and Tobago
Estonya
Hong Kong
Uruguay
Macaristan
Hindistan
Venezüella
Makedonya
Endonezya
Cezayir
Polonya
Kore
Mısır
Romanya
Malezya
İran
Sırbistan
Pakistan
Irak
Slovak Cumhuriyeti
Filipinler
İsrail
Slovenya
Singapur
Ürdün
Türkiye
Sri Lanka
Kuveyt
Arjantin
Tayvan
Lübnan
Brezilya
Tayland
Libya
Şili
Azerbaycan
Fas
Kolombiya
Beyaz Rusya
Amman
Kosta Rika
Kazakistan
Suudi Arabistan
Dominik Cumhuriyeti
Rusya
Suriye
Ekvator
Ukrayna
Tunus
El Salvador
Arnavutluk
Birleşik Arap Emirlikleri
Guatemala
Bosna Hersek
Angola
Jamayka
Bulgaristan
Botsvana
Meksika
Hırvatistan
Namibya
Panama
Çek Cumhuriyeti
Güney Afrika
Paraguay
Letonya
Litvanya
Peru
  
 
Düşük Gelirli Ekonomiler
 
Afganistan
Uganda
Bangladeş
Zambiya
Kamboçya
Zimbabve
Laos
Kamerun
Myanmar
Orta Afrika Cumhuriyeti
Nepal
Çad
Papua Yeni Gine
Kongo Demokratik Cumhuriyeti
Timor-Leste
Kongo
Vietnam
Fildişi Sahilleri
Ermenistan
Eritre
Gürcistan
Etiyopya
Kırgız Cumhuriyeti
Gana
Moldova
Gine
Moğolistan
Kenya
Bolivya
Lesoto
Haiti
Liberya
Honduras
Madagaskar
Nikaragua
Malavi
Moritanya
Mali
Sudan
Mozambik
Yemen
Nijer
Benin
Nijerya
Burika Faso
Ruanda
Burundi
Senegal
Tanzanya
Sierra Leone
Togo

Mahfi Eğilmez
www.mahfiegilmez.com


Barzani sizinle gurur duyuyor



Gene böyle bi ekimde...

2007’de.

*

Kuzey Irak’tan sızan teröristler Şırnak’ta pusu kurdu, 13 şehit verdik. Biri, Şanlıurfalı onbaşı Kasım Aksoy’du. Ekmeğini koza’dan çıkarıyor, pamuk toplama işinde ırgatlık yapıyordu. Davul-zurnayla gitti, ağıtla döndü. Cenaze töreni, Türk halkının zihnine mıh gibi çakıldı. Çünkü, iki kızı vardı, iki yaşında Zeliha, çorabı yırtıktı, öbürü üç yaşında Güneş, ayakkabısı bile yoktu, parmakları morarmış, yalınayaktı. Şehitleri adeta kanıksayan Türkiye, bu yavruların fotoğrafıyla, Türkiye’nin utancıyla sarsıldı.

*

Kuzey Irak’a girmek için tezkere çıkaralım mı çıkarmayalım mı, en güzeli ABD’ye soralım filan diye savsaklanırken... Kuzey Irak’tan girip Dağlıca’yı bastılar, 12 şehit daha verdik. Tezkere çıkarıldı.

*

Barzani resmen tehdit etti, “sınırı geçerseniz, savaş anlamına gelir, karşılık veririz” dedi. Başbakanımız esti gürledi, “Barzani haddini aştı, muhatabımız değil, terör örgütüne yataklık yapıyor” dedi. Basınımız ayağa kalktı... Hürriyet gazetesi, Barzani’yle Talabani’nin fotoğrafını koyup “Ortadoğu’nun dansözleri” manşetini attı. Öbür gazetelerimiz “Barzani kin kustu, Barzani kudurdu, küstah Barzani, Barzani kaşınıyor, günah bizden gitti, kukla Barzani” başlıkları attı. Hatta “Borazani” diyen bile oldu.

*

Kuzey Irak’a girdik. Avrupa Birliği’nden Birleşmiş Milletler’e kadar hepsi itiraz etti, hatta Avustralya bile Türkiye’yi kınadı. Harekâtın adı Güneş’ti... Şehit Kasım’ın yalınayak kızı’nın adı verilmişti.

*

27 şehit daha verdik Irak’ta... Biri, Binbaşı Zafer Kılıç’tı. Siirt Tugay Komutanlığı’nın subayıydı. Bordo bereliydi. Judoda, kayakta madalyaları vardı. 18 Mart’ta... Çanakkale Şehitleri Günü’nde dünyaya gelmişti, Ankara Cebeci Şehitliği’nde toprağa verildi.

*

Kuzey Irak öksüzü Güneş’in adı, terörle mücadele tarihine geçerken... Kuzey Irak şehidi Zafer Kılıç’ın adı da, Siirt’te yaşatıldı. Galatasaray ikinci başkanı, işadamı Adnan Öztürk tarafından yaptırılan ve milli eğitim bakanlığı’na bağışlanan, Türkiye’nin ilk spor lisesine, Şehit Zafer Kılıç adı verildi.

*

Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi, yatılı... Bölgede yaşayan, spora yetenekli çocuklar seçiliyor, eğitiliyor. Okulun, tuvaletlerine kadar temizliği, her sabah, binbaşı Zafer Kılıç’ın Siirt Komando Tugayı tarafından yapılıyor. Çocukların tatlıları, pasta-baklava, her öğlen, her akşam, tugaydan geliyor.

*

Bu okulun öğrencileri, voleyboldan basketbola, hentboldan judoya, aklınıza gelen her spor dalında madalya topluyor.
Biri, Evin Demirhan.
Hangi branşta milli formayı giyip, Türkiye tarihinde ilk kez Avrupa Şampiyonu ve Dünya Üçüncüsü oldu biliyor musunuz?
Güreş’te!

*

Evet... Şehit Zafer Kılıç Spor Lisesi öğrencisi, dokuz çocuklu bir ailenin kızı, 17 yaşındaki Evin... Kadınların yok sayıldığı ülkemin ata sporunda, eşi benzeri görülmemiş bir başarıya imza attı.

*

Üstelik... Evin’in başarısı, İnan Temelkuran ve Kristen Stevens tarafından “Siirt’in Sırrı” adıyla belgesel haline getirildi. Geçen hafta, Adana Altın Koza Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü aldı. İzleyenleri öylesine etkiledi ki, sırf onun için bi ödül daha yaratıldı ve Evin’e Jüri Özendirme Ödülü verildi.

*

Böylece.
Ekmeğini koza’dan çıkaran onbaşı Kasım’ın, yalınayak kızı Güneş’in, binbaşı Zafer’in Türkiye’yi var etme çabası... Dönüp dolaşıp, bi başka koza’da, Evin’de çiçek açtı.

*

Ve, kanla sulanan bu topraklarda, sadece bir evladı yeşertebilmek bile... İşte bu kadar cana, bu kadar acıya, bu kadar seneye mal olurken... “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı yapıldı Barzani’ye!

 

 Yılmaz Özdil

 

Şair ayağa kalk!



Fazıl Say’ın bir twitter mesajı yüzünden mahkûm olabileceğini dünyada duymayan kalmadı.
İnsanların çoğu Türkiye’nin uluslararası üne sahip piyanist ve bestecisi Say kadar, hatta belki ondan da fazla Türkiye için üzülüyor olmalıdır.
Sanatla ve sanatçılarıyla sorunu var ülkenin.
Suç, kusur, günah bilinen bir eylem sanatçıdan gelmişse öfke ve kesilmek istenen ceza katmerleniyor.
Mesela Fazıl Say, “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” suçlamasına hedef olduğu zaman savcıya, söz konusu tweet’i paylaşan 165 kişiden biri olduğunu, kinayeyi komik bulduğu için yeniden tweet olarak attığını söyledi.
Ama işe yaramadı.
Belki Fazıl Say’ın sahip olduğu şöhret nedeniyle sakıncalı mesajın etkileme gücünü arttırdığı hesap edildi.
Ayıplı yaman çelişki
Suça konu olan Hayyam şiiri bin yaşında:
“Irmaklarından şaraplar akacak diyorsun
Cennet-i alâ meyhane midir?” diye başlayıp gidiyor.
Ve şairin şansına bakın ki bin yıl sonra Türkiye’de başı derde giriyor.
Yine de kaderine şükretmeli ki savunmasını Fazıl Say gibi bir aydın yapacak.
O dizelerde Hayyam cenneti meyhane gibi göstermiyor. Öyle olmadığı vurgusunu içeren bir soru formunda anlatıyor meramını.
Önceki gün Avrupa televizyonları akşam haberlerinde Fazıl Say’ın hapis istemiyle dava edildiğini duyuran alt yazılar geçtiler.
Dava sürerken yaşadığımız çelişkiler saçılıp dökülecektir.
Fazıl Say-Tayyip Erdoğan benzerliği mutlaka kendini duyuracaktır.
“Bir şiir söyledi, hayatı kaydı” diye mağdur ilân edilen, halkta uyanan merhamet duygusunu siyasi enerjiye dönüştürerek ülkeyi on yıl “tek adam” olarak yönetme imtiyazına erişen Tayyip Erdoğan’ın döneminde yeni bir “şiir kazası” yaşanması, ayıplı, ibretli, yaman bir çelişki sayılacaktır.
Boş ver onları Hayyam
12 Mart’ta araştırmacı yazar Aytunç Altındal da Yunus’tan aktardığı “yoldaş“ kelimesi yüzünden askeri mahkemede 7 yıl hapse hüküm giymiş, yeniden yargılandığı sivil mahkeme cezayı 14 yıla çıkarmıştı.
Bugün askeri mahkemeleri mumla aratan sivil mahkemelerin kapısında adalet bekliyoruz.
Kendi yorumlarını din diye dayatan, kamu kadrolarını yandaş dolduran, devletin birbirinden bağımsız olması gereken üç gücünü tek adam iradesi altında birleştiren zihniyet, ileri demokrasi gösterip polis devleti getirmiştir.
Seksen senelik şiiri mahkûm edenlerden intikam alan yeni rejim, başlangıçtaki cesur reformları terk etmiş ve bin yıl önce yaşamış şairi yargılayacak kadar şaşırmıştır.
Fazıl Say’ın şahsında Hayyam’ın kendini nasıl savunacağı belli:
“Hiç, bildikleri hiçtir, bilmek istedikleri hiç
Bak da gör şu cahilleri, kurulmuşlar tepesine dünyanın
Onlardan değilsen şayet kâfir derler adama
Boş ver onları Hayyam, sen bak kendi yoluna.”
Bu savunma Ömer Hayyam’ı toplum vicdanında aklar.
Ama Fazıl Say’a faydası olur mu; şüpheli.
Zaman kötü çünkü!

Güngör Mengi