15 Eylül 2015 Salı

Acts of Man

Kaldık yine baş başa 
Bir demir çakmak 
Bir kaç hatıra 
Bir de aziz dostum cigara 



13 Temmuz 2015 Pazartesi

Kötü Sonsuz

''Hegel denen adamın kötü sonsuz denilen mefhumu vardı. Ne demek bu? Kötü sonsuz, hep bir eklenme yoluyla oluşan sonsuzluktu. Sonu yok. Hep artı bir artı bir, ekliyorsun. Bu eklenmiş sonsuzluk seni ulaştırmıyor. Hiçbir yere ulaştırmayan bir sonsuzluk. Edimsel değil, aktüel değil, varoluşsal değil. Salt matematiksel bir sonsuzluk. Ama böyle bir sonsuzluğun makro dünyada varolduğunu sandıkları dönemde bunalıma girenler oldu. Pascal gibi sözgelimi...''

Deleuze

“Neden, diye sormuştu Deleuze; her aşk, her yaşantı, her olay bizi yaralıyor, paramparça ediyor? Neden bütün olaylar hep bir salgın, savaş, yaralanma ya da ölüm türünden?” Hiçbir zaman olayla eşitlenemiyoruz, diyordu Deleuze -hep ya çok erkeniz ya da çok geç kalıyoruz; ya çok aceleciyiz ya çok pasif, ya çok ilerideyiz ya erişemeyecek denli uzakta. Ya şu: “Bana çok zayıf, kırılgan gelen hayatım, kayıp gidiyor elimden;" ya da bu: “Hayata karşı zayıf olan ben kendimim, beni altüst eden, benimle hiçbir alakası olmayan biricik şeylerini ortalığa döküp saçan hayat.”

4 Temmuz 2014 Cuma

Ankara Kapkara

O ankaralıydı,ben eskişehirli.
O galatasaraylıydı,ben beşiktaşlı.
Onun saçları uzundu,benim sakallarım.
Ben gitmedim,o da gelmedi.
Ölüm gibi birşeydi,ama kimse ölmedi.

9 Mart 2014 Pazar

Onların Yani Sizin

Onların, yani sizin hayatınıza
Şarkılar girmiş, şarkısız edemiyorsunuz
Şarkılar, yani barış, yani gökyüzü
Yani bazen burun buruna geldiğiniz köşebaşlarında
Sonra usul usul, yavaş yavaş kaybettiğiniz
Yani dost geldi gelecek, sevgili sevdi sevecek
Yani yaşamak adına güzel düştüğü olan
Şarkılar, yani yanıldığımız...

31 Ocak 2014 Cuma

Kafkaesk: Bir şiirin romanları...


Şairler yaratmaz şiirleri
Şiir geride bir yerdedir
Nice zamandır durur orada
Şairin işi yalnızca bulmaktır onu
Jan Skacel

Mahkeme önündeki Joseph K ile Şato'nun karşısındaki kadastro memuru K aynı durumdadır. İkisi de bir labirentin ortasında çıkış yolu arar, ne kurtulabilirler karmaşıklıktan ne de anlayabilirler dünyalarını.
Kafka'da kurum kendi yasalarına uyan garip bir mekanizmadır. Bu yasaları kimin ne zaman koyduğu bilinmez, insan çıkarlarıyla bağları olmadıklarından da kimse yasaları anlayamaz.
Şato'nun 5. Bölümü'nde köy muhtarı K'ya evrak dosyasının geçmişini açıklar. On yıl önce Şato'dan köye kadastro memuru tutulması önerisi gelir, köy memura ihtiyaçları olmadığını bildirir. K'ya gelen çağrı bir dikkatsizlik sonucu gönderilmiştir. K'nın uzun yolculuğu bir hatadan ibarettir, Şato ile köy dışında onun için bir dünya bulunmadığından bütün varlığı da bir hatadır, aslında! K dosyadaki bir yanlışlığın gölgesidir. İnsanın yaşamı yalnızca bir gölgeyse ve gerçeklik ulaşılmaz insanüstü bir dünyada yatıyorsa tanrıbilim alanına girilir. Kafkaesk, tanrıbilimsel boyutundan ayrılamaz.
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanında Raskolnikov suçunun ağırlığında kendi isteğiyle cezasına boyun eğer. Bu 'suçun cezasını araması' durumudur. Kafka'da ise cezalandırılan cezanın nedenini bilmez. Ceza saçma ve katlanılmazdır; suçlanan kişi huzuru bulmak adına cezasına bir suç arar!
 
Dava'nın 7. Bölümü'nde Joseph K suçlamaları bilmediğinden tüm yaşamını en ince ayrıntısına kadar sorgular. 'Kendi kendini suçlar'.
Şato'da korku kendi başına hüküm sürmektedir. Amalia bir gün şatodaki bir görevliden açık saçık bir mektup alır ve öfkeyle mektubu yırtar. Şatodan herhangi bir emir ya da işaret gelmemesine rağmen herkes Amalia'nın ailesinden kaçar. Baba ailesini savunmak ister, ama kararı veren kişi de kararın kendisi de ortada yoktur! Bağışlanmak için önce hüküm gereklidir. Amalia'nın babası şatoya bir açıklama için yalvarır.
Sistemin gözden çıkardığı bir kişi, boş yere kendisine bir suç arar, mağdurluğunu ispat onun yegâne ümididir. Ortada onu suçlayan bir karar bulunmaz. Ceza suçu çalışmadığı için aylaklıkla damgalandığında bulur!
Kafka'da kahraman akvaryumda kendi yaşam şakasına sıkışmış bir balık gibidir. Ama şaka sadece izleyici için geçerlidir. Kafkaesk bizi şakanın içine, komiğin ürkütücülüğüne götürür. Kafkaesk'te komik, Shakespeare'de olduğu gibi trajik olanı daha duygulu kılmaz, trajik olanı var olmadan yok eder. Bu evrende kurbanlar trajedinin yüceliğinden nasiplerini ve avuntularını alamazlar. Cezalı suçunu bulur, çeker ve herkes ona güler.
Kafkaesk olanı toplumun daha geniş boyutlarında yaratan eğilimler vardır. İktidarın kendini tanrılaştırma arzusu, sürekli merkezileşme, toplumun bürokratlaştırılması, kurumların labirente dönüşmesi. Sonuçta birey giderek kişiliksizleştirilir.
Totaliter devletlerde daha sade ve katı olarak bir abartmayla birey kişiliksizleştirilirken demokratik toplumlarda bu düşsel bir abartmayla yaşanır.
Büro, Kafka'nın Milena'ya yazdığı gibi, ' . saçma bir kurum değildir; saçma olmaktan çok fantastik bir dünyadır.' Kafka bütünüyle bürokratlaşmış bir toplumun şiirsel olmayan yanını romanın büyük şiirine dönüştürmüştür. Söz verilmiş bir işi bir türlü elde edemeyen bir adamın son derece sıradan öyküsünü (Şato) bir destana dönüştürmüştür.
Totaliter ya da demokratik bir devlette tüm çalışma hiyerarşik bir merkeze dayandığından çalışanlar hangi meslekten olursa olsun birer memurdur.
Yetkenin ipnoz edici bakışı, insanın umutsuzca kendi suçunu araması, dışlanma ve dışlanmanın verdiği bunalım, konformizme mahkum olma, gerçeğin buharlaşması, belgelerin büyülü gerçekçiliği, özel yaşamın sürekli ifşası Kafkaesk ve gerçek evrenin tezahürleridir.
Kafka geride bir yerde olan, nice zamandır orada duran bir şiiri romanlaştırmıştır.

-Bülent EFE

Eşyanın romantizmi

Tanpınar, tabiatı insana karşı konuşturduğu bir cümlesinde "ne diye benden ayrıldın, sefil ıstırapların oyuncağı oldun, bana dön, terkibime karış, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun." diyerek bizi eşyanın ruhunun varlığına davet etmektedir."Eşyanın rahat ve mesut uykusu" hayaline bir kez olsun inanmaya görün, hayatın herhangi bir yerinde huzurlu bir başlangıç aramaya ve bu huzurlu başlangıcın gizemli yollarına düşersiniz, içinizde yavaşlamak- durmak  isteyen sözcüklerinizle... Herkesin gördüğü ama yine de saklı kalmayı başaran eşyalarla aranızda zamanla tuhaf bir bağ olduğunu hissedersiniz. Herkesin birlikte yaşayarak mutlu olduğu evleri varken, sizin bir an önce eşyalarıyla baş başa kalmak istediğiniz bir yalnızlığınız vardır artık. Eskimiş bir evde, çekilmiş perdelerin arkasında, yarı aydınlık eşyalarla baş başa kalınca başlar sizin mutluluğunuz.
Çocukluğunuzu anlatır mesela bazı eşyalar. Berberin elindeki makas, arkadaşınızın bisikleti, annenizin kıyafeti, babanızın saati, okul çantanız, duvarda asılı aynalar, eskimiş ayakkabılarınız, yanınıza koyarak uyuduğunuz yeni ayakkabılarınız, taraklar, çerçeveler, duvar saatleri, radyolar... Çocukluğunuzdaki babanızdan çok, babanızın saati ya da taşlı yüzüğü kalır aklınızda. Çünkü o eşyalar size babanızla birlikte yaşadığınız bütün güzel anların toplamını verir.
İçinizde büyük bir his ve coşkuyla sarılmak ya da dokunmak istersiniz sevdiğinizin eşyalarına, tokasına, küpesine, yüzüğüne, birazını çekip attığı sigara izmaritine, içtiği kadehe, okuduğu kitaba, taşıdığı çantaya, giydiği elbiseye... Bazen bu istek öyle doldurur ki içinizi Onun eşyasına dokunmakla Ona dokunma isteği arasında belirsiz bir iklimde kaybolduğunuzu hissedersiniz. Çünkü orada o insandan daha çok hissettiğiniz bir şey vardır artık. Eşyanın ruhu...
Kimi insanlar taşıdıkları ve dokundukları tüm eşyalara ruhlarından verirler ve kimi insanlar da o eşyalara ait hissederler kendilerini. Eskimiş evimizdeki bütün eşyaların her birini tek tek hatırlarken şimdi yaşadığımız evlerdeki herhangi bir eşyaya verdiğimiz değer, onlarda bulduğumuz daha doğrusu kaybettiğimiz anlamda saklı.
Eğer evinizde bitmiş defterler, eskimiş sayfalar, yazmayan kalemler, artık hiç giymediğiniz ama atmaya kıyamadığınız kıyafetler ya da eski kibrit kutularını sakladıysanız evinize geri dönün.
Evinize geri döndüğünüzde bütün o eşyaların hala orada, o öğleden sonrasının güneşli sükûnetinde sizi beklediğini unutmayın.
-Ramazan Budak

3 Ocak 2014 Cuma

Dikkat Chun-Li Çıkabilir Dedirten 11 Talihsiz Olay

Çinli ablaların en tehlikelisi Chun-Li, gerçek hayatta arada bir karşımıza çıksa neler olabilir sorusunun cevabını ararken, bu görüntülere denk geldik. Siz siz olun Chun-Li’yi etrafta görürseniz kaçın, keza Çinlilerin tersi pis olur. Sokak dövüşçüsü de değilsiniz ki kendinizi savunasınız.

Alışveriş arabasını kaçırdığı yetmiyor gibi bir de onunla oyun oynayanlara Chun-Li’nin tahammülü yok



Şarkıyı ya da koreografiyi beğenmezse de atıverir büyüyü



Rahat rahat bağırsın ve özgürce savrulsun diye düğmeyi uçuruverdi yardımsever Chun-Li



Havuz kenarı primcilerine göz açtırmaz tabi ki Chun-Li, takıverir çelmeyi



Genel olarak bikinili dansçılardan haz etmiyor sanırım Chun-Li



Dediğimiz gibi yeterince iyi çalışılmamış koreografiler Chun-Li’nin içine dert oluyor hep



Bikinimsi bir kostümle saçma hareketler yapan bir başka abla daha Chun-Li’nin gazabından kaçamıyor



“Piknikte bikini giyersen seni gebertirim!” demişti Chun-Li, dinlemediler



Özlediğimiz 180 derecelik Chun-Li tekmesi yine saçmalayan bir hemcinsinin kafasına geliyor



“Burada bisiklet sürme demedim mi sana!”



Bonus: Siz siz olun Chun-Li’nin oturacağı sandalyeyi izinsiz almayın.





Source: listelist.com

2 Aralık 2013 Pazartesi

Bulantı

Yüzümün yansısı bu. Yapacak işim olmadığı günlerde onu seyreder dururum. Gördüğüm bu yüzden, hiçbir şey anlamıyorum. Başkalarının yüzleri bir anlam taşıyor. Benimki öyle değil. Güzel mi yoksa çirkin mi, bunu bile söyleyemem. Çirkin galiba. Çünkü böyle olduğunu söylediler. Bana dokunan bu değil. Yüzüme böyle nitelikler verilebilmesine şaşırıyorum aslında. Bir toprak parçasına ya da bir kayaya güzel ya da çirkin demek gibi bir şey bu.

Salvador Dali

Kimine göre modern dünyanın tanıdığı en büyük sanatçılardan biri, kimine göre sadece sıra dışı bıyıkları olan bir deli. Kendisinin şöyle tanımlamaktan geri durmayan çılgın: “Dünyada iki büyük ressam vardır, biri Pablo, diğeri de benim, ancak ben daha büyüğüm.”
Evet, Salvador Dalí’den bahsediyoruz. 1904 doğumlu Katalan gerçeküstücü (sürrealist) ressam. Sadece ressam olsa yine iyi, heykel, fotoğrafçılık, film yapımcılığı da ilgilendiği ana başlıklar -ara başlıklara girmiyorum bile- arasında. Yaşadığı dönemde sadece sanatıyla değil yaşam tarzıyla da sürekli gündemde olan Dalí’nin bıyıkları kadar sıra dışı açıklamaları da bugün belleklerimizde yerini koruyor.
Biz de birbirinden çarpıcı eserlerinden yaptığımız derlemeyle Dalí’nin sanatını yansıtmaya ve kendimizce yorumlamaya çalışırken; bir yandan da geçtiğimiz yüzyılı onun orijinal hayat hikayesiyle birleştirerek hafızalarımızı tazelemeye gayret ettik.

“Dahi değilsen bile öyle davran, kesin dahi sanırlar.”

1962-Macrophotographic Self-Portrait with the Appearance of Gala
(Macrophotographic Self-Portrait with the Appearance of Gala)
Resmin üstündeki alıntısından da anlayacağımız üzere net bir insan Dalí. Ailesinin ikinci çocuğu olarak doğuyor, kendisinden 9 ay önce ölen kardeşinin adını devralıyor. Ailesinin de takıntılı tutumuyla kardeşinin hayaleti uzun süre peşini bırakmıyor ve çocukluğunda önemli izler bırakıyor. 1922′de Madrid’e taşınması ve orada okula başlamasıyla, kübizm ve dadaizm etkileri gösteren ilk eserlerini veriyor. Bu türlerin bölgede yaygın olmamasının da etkisiyle dikkatler Dalí’nin üzerine çekiliyor.

Buralarda okuldan kovulmayana sanatçı demezler

1927-Honey Is Sweeter Than Blood
(Honey Is Sweeter Than Blood)
Dalí, 1926 yılında gerçekleştirdiği ve Pablo Picasso ile tanıştığı Paris gezisinin ardından, 1927′de önceden de uzaklaştırıldığı okulundan temelli kovuluyor ve askere alınıyor. O yıllar bedelli yok tabi, savaş kapıda, kıta Avrupası kan ağlıyor. 1928′te “Sanat Karşıtı Katalan Manifesto”yu sanat eleştirmenleri Montanya ve Gasch ile kaleme alarak, modernizmi ve gelecekçiliği (fütürizm) savunuyor.

Okul bir şekil bitti, askerlik de tamam, sırada…

1929-Illumined Pleasures
(Illumined Pleasures)
1929 Dalí’nin hayatındaki en önemli yıllardan. Önce arkadaşı Luis Bunuel ile Bir Endülüs Köpeği’ni çekiyorlar ki bu avangart kısa film sayesinde sürrealist sanat çevrelerinde şöhretleri bir anda artıyor. Ardından ikinci Paris ziyaretinde tanıştırıldığı sürrealist akımın öncülerinden Paul Eluard’ın eşi Gala hayatına giriyor ve Dalí’nin tüm hayatını etkileyecek ilişkileri böylece başlamış oluyor. Seni gidi romantik seni diyoruz, aşağıdaki satırlarla hepimiz bir nebze romantikleşiyoruz:
“Gala’nın acısından
- ki benim acımdır
Gala’nın ölümünden
- ki benim ölümümdür
başka hiçbir şey hayatıma dokunamaz”

Saatleri eğerek zamanı bükmeyi başaran adam

1931-The Persistence of Memory
(The Persistence of Memory)
Sanatçının kendi açıklamalarına bakarsak bu resmi yaparken sıcak Ağustos güneşinin altında eriyen bir peynirden ilham aldığını öğreniyoruz. Ancak Dalí’nin şakacılığını ve şaşırtmayı seven karakterini göz önünde bulundurursak bu imgenin açıklamasının bu kadar basit olmama ihtimali kuvvetli. Bugün bir saat kolay erimiyor, hem de bu kadar bilime, özellikle de fiziğe ve hatta izafiyet teorisine ilgi duyan bir ressamın fırçasında.

Yine yol göründü gurbete

1933-Untitled - Death Outside the Head - Paul Eluard
(Untitled – Death Outside the Head – Paul Eluard)
Gala’yla beraber yaşadıkları ilk yılların sonucunda hemen yukarıda gördüğünüz eseri yapıyor Dalí; yakın dostlarına “Çok bunaldım beyler.” diyor, “Gidelim buralardan.” diyor. Şaka bir yana Avrupa, yükselen faşizm dalgasıyla yavaş yavaş boğuşmaya başlarken, Dalí ve eşi Gala için Amerika yolları ufak ufak düşünülür olmaya başlıyor.

İki savaş arasında düğün olmaz

1935-The Horseman of Death
(The Horseman of Death)
1929′dan beri birlikte yaşayan Dalí ve Gala, 1934′te resmi devlet nikahıyla evleniyor. Bu yıl onlar için başka güzellikler de getiriyor. New York’ta açtığı sansasyon yaratan sergiyle Dalí, Amerika’da büyük bir şöhrete kavuşuyor.

Bir akım olarak değil hayat tarzı olarak gerçeküstücülük

1937-The Metamorphosis of Narcissus
(The Metamorphosis of Narcissus)
Şöyle bir sahne hayal edin. Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi’ne konuşmacı olarak davet edilmiş bir sanatçı: Salvador Dalí. Üzerinde eski tip kocaman bir dalgıç kıyafeti, tek elinde ıstaka, diğer elinde tasmasını zor zapt ettiği 2 kurt köpeği. İşte böyle de delikanlı bir adam Dalí, sürrealizmi bir hayat felsefesi olarak belirleyip, günlük pratiklerini gerçek üstü şekillendirebilecek kadar kral bir adam. Görenlerin, duyanların yaşadığı şoktan adeta haz alıyor.

Hitler muamması

1938-The Enigma of Hitler
(The Enigma of Hitler)
1938, Dalí’nin Freud ile tanıştığı ve onun portrelerini yaptığı yıl, tüm diğer sürrealistler gibi Dalí de bilinçaltı konusuna meraklı ve Freud’a bu konudaki yazılarıyla ilgili hayranlık duyuyor. Avrupa’da ise bu esnada dünya tarihin gördüğü en kanlı liderlerden biri hüküm sürüyor, diplomasinin ve telefon trafiğinin dünyayı felaketten kurtaramadığı, kıtanın en zor günleri o dönem yaşamış her sanatçının eserlerine yansıyor.

Avida Dollars

1939-Baby Map of the World
(Baby Map of the World)
Avrupa’nın korkutucu durumunun yanı sıra Dalí’nin politik durumu da az korkutucu değil hani. 1936′dan 1939′a kadar İspanya’yı karıştırarak devam eden İspanya İç Savaşı’nı General Francisco Franco kazanıyor, Dalí de yeni kurulan faşist rejimi destekliyor. Sanat çevrelerinin büyük bir kısmı Dalí’nin dikkat çekme çabasıyla yaptığı abartılı hareketlerden bıktığı için ve genel olarak içinde bulundukları Marxist eğilimle Dalí’ye iyice sırtını dönüyor. Sürrealist grubun önderi Breton, Dalí’nin ismini paraya olan tutkusunu vurgulayacak şekilde bozarak “Avida Dollars” anagramını çıkartıyor, Dalí de durur mu hiç yapıştırıyor cevabı: “Le surréalisme, c’est moi!” (Sürrealizm benim!)

Neden geldim Amerika’ya

1943-Geopolitical Child Watching the Birth of the New Man
(Geopolitical Child Watching the Birth of the New Man)
Dalí, Gala’yla birlikte 2. Dünya Savaşı’nın yarattığı cehennemden kaçıp tamamen Amerika’ya yerleşiyor. Dalí’nin kariyerindeki mihenk taşlarının bir kısmı, 9 yıllık Amerika serüveninde gerçekleşiyor. Sanatçı 1942 senesinde “Salvador Dalí’nin Gizli Hayatı” isimli otobiyografisini yayınlıyor. O dönemi yaşayan pek çokları gibi Dalí için de yeni dünya artık Amerika, yaşlı kıtanın tüm krizlerinde uzak, steril, güvenilir, taptaze…

Şüphesiz hepimiz yanacağız

1945-Resurrection of the Flesh
(Resurrection of the Flesh)
Dalí’nin George Orwell tarafından “Fransa tehlikeye düştüğünde fare gibi kaçmakla” eleştirildiği yıllara geliyoruz. Sanatçı ise bu kaçışı, yakılmak için daha ideal bir fırın arayışı olarak değerlendiriyor. Savaş dönemindeki çizdiği tabloların çoğunda kasvet ve ölüm ön planda.

Sadece rüyalarda buluşabileceğimiz hayvanlar

1946-The Temptation of St
(The Temptation of St)
Olduğundan çok daha farklı tasvir edilen hayvanlar Dalí tablolarında sıklıkla rastlayabileceğimiz öğeler arasında. Filleri boylu poslu çizmek, zürafaların yelelerini tutuşturmak, sanatçımızın özellikle sevdiği hareketler. Amerika yıllarında 1945-1946 arasında Walt Disney’le beraber Destin ve Alfred Hitchcock’u da yanına alarak Spellbound filmlerinin yapımında çalışıyor.

“İyi ressam olmak çok kolaydır”

1947-Portrait of Picasso
(Portrait of Picasso)
Dalí’nin en tanınmış tablolarından biri. Hem hayran olduğu hem de sürekli ondan daha iyi olduğunu belirtmekten geri durmadığı bir başka dev ressam, Picasso. 1947 senesinde Dalí’nin elinden sürrealist bir Picasso portresi çıkıyor. “Efendim iyi ressam olmak çok kolaydır.” diye başladığı sözlerine şöyle devam ediyor: “Sadece iki şartı vardır. Birincisi İspanyol olmanız gerekir. İkincisi adınızın Salvador Dalí olması gerekir.” Picasso da Dalí’ye göre iyi ressam olmanın şartlarını yüzde 50 tutturuyor.

“Bir sürrealist ile aramdaki tek fark benim sürrealist olmamdır”

1950-The Madonna of Port Lligat
(The Madonna of Port Lligat)
1949 senesinde Dalí eşi Gala’yla beraber Avrupa’ya dönüyor, tekrar Katalonya’ya yerleşiyorlar. Burası, ömürlerinin sonuna kadar yaşayacakları yer oluyor. Tabi İspanya’ya dönmesiyle beraber zaten düzenli olarak tepkilerini çektiği sol görüşlü entelektüeller ve sanatçılar tekrar Dalí’ye yüklenmeye başlıyor. Dalí yukarıdaki cümlesiyle onları ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor.

Badem gözlüm beni unut
Bu gemi bir kara tabut

1952-Nuclear Cross
(1952-Nuclear Cross)
1951′e geldiğimizde Dalí, Mistik Manifesto’sunu yayınlıyor. Bu bildiride modern bilim kavramlarıyla katolik inancını sentezleyen Dalí, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde hiperküp (dört boyutlu küp) ve atomik çözünme, katolik temalar ve DNA gibi konuları eserlerinde ön planda tutuyor. Dalí, Hiroşima’ya atılan atom bombasının gücünden öyle etkileniyor ki bu dönemini “nükleer mistisizm” olarak adlandırıyor ve bu dönemde tuvale boya sıçratma, hologramlar, optik yanılgılar ve stereoskopi gibi pek çok değişik teknikle denemeler yapıyor.

Ama karar ver

1954-Melting Watch
(1954-Melting Watch)
Dalí’nin bu çizimi yaparken Kenan Doğulu dinlediği, dinlediği şarkının da loop’a alınmış bir adet “Tutamıyorum Zamanı” olduğu rivayet edilir. Zamanı yakalamanın zorlaşmasıyla eriyen saatler tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

Su buldun iç, göz gördün kaç

1957-Modern Rhapsody
(1957-Modern Rhapsody)
Bizi içinden çıkılmayacak şekilde izleyen, kirpikleriyle tutsak eden, saçtığı ışınlara maruz bırakan ve kendiyle iletişime zorlayan o kapanmayan göz. Dönemin pek çok eserinde ve tüm büyük sanatçılarında ortaya çıkan benzer imgeler, bugün dahi kaçamadığımız aynı itaat mekanizması Dalí’nin de eserlerinde karşımıza çıkıyor.

Columbus vs. Fatih

1958-The Discovery of America by Christopher Columbus
(1958-The Discovery of America by Christopher Columbus)
Bir başka görkemli eser daha: Christopher Columbus’un Amerika’yı Keşfi. Görüyoruz ki sanatçı bu eserinde Osmanlı tarihinden esinleniyor ve Fatih’in İstanbul’u fethi sahnesini Colombus’a uyarlıyor. Karada yürüyen gemilerin yerini havada duranlar almış, müslüman öğeler yerini katolik öğelere bırakmış. Muhakkak ki bir Fatih Sultan Mehmet göndermesi var, “Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok.” diyen tüm herkesin sesini kesiverecek güçte bir eser.

“Her zaman anarşist ve aynı zamanda da monarşistim”

1974-Equestrian Portrait of Carmen Bordiu-Franco
(Equestrian Portrait of Carmen Bordiu-Franco)
Dalí’nin ilk sergisini gerçekleştirdiği ve iç savaş sürecinde hasar gören Belediye Tiyatrosu, 1960 yılında Figueres belediye başkanının talimatıyla Dalí Tiyatrosu ve Müzesi olarak restore edilmeye başlanıyor. 1974′te müze açılıncaya kadar ve hatta sonrasında 1980′lerin ortalarına dek Dalí buranın inşaat ve dekorasyon süreciyle yakından ilgileniyor, emeğinin ve zamanının büyük bölümünü bu işe ayırıyor.

“Tanrı’ya inanıyorum, ama inançlı değilim”

1978-The Eye of the Angelus
(The Eye of the Angelus)
Bir başka itaat ettirici göz tasviri. Aba altından falan değil alenen sopayı gösteren Dalí eseri. Diyoruz hep bunlar İlluminati‘nin işi ama dinleyen kim. İster tüm hanedanla ahbap olsun, ister en aristokrat en entelektüel karakter, yine de onu izleyen ve kendisine itaat etmeye zorlayan o gözden belli ki kaçamıyor Dalí de.

Kuleler

1981-towers
(towers)
Bu tabloyu her gördüğümüzde aklımıza Gri Limanlar geliyor. Oradaki kuleler, gemi yapımcısı Círdan ve yolun sonuna geldik hissi. Bu eser de artık Dalí’nin “Tası tarağı toplayıp bu diyarlardan göçme vaktidir.” dediği eserlerden biri gibi geliyor bu çağrışım sayesinde. Sanatçı yavaş yavaş son eserlerini veriyor.

Gala’sız günler

1999-hree Sphinxes of Bikini
(Three Sphinxes of Bikini)
10 Haziran 1982′de Gala ölüyor ve Dalí de böylelikle yaşama karşı olan isteğini kaybediyor. Eşinin öldüğü ve gömüldüğü Pubol Kalesi’ne yerleşiyor ve bir nevi inzivaya çekiliyor. 1983′te burada, Serçenin Kuyruğu adlı son eserini yapıyor. 1984′te bacağından yaralanmasına sebep olan bir kazanın ardından Figureres’e dönen Dalí, 1989′da öldüğünde kendi adını taşıyan müzenin mahzenine gömülüyor.

Atomik Melankoli

1999-Melancholy Atomic
(Melancholy Atomic)
Yaşadığı zaman aralığında 1500′ün üzerinde resmin yanı sıra sürekli olarak farklı alanlarda sanatsal üretimler de yapan Dalí’nin en çarpıcı eserlerinden biri de Melancholy Atomic. Atom bombasını, deforme olmuş bedenlerin göz yaşlarını, beyzbolcuları, uzay yarışını, bombardıman uçaklarını, uzun bacaklı filler ve otorite algısını ustaca yerleştirdiği eserinde Dalí, dönemin adeta çok yönlü bir fotoğrafını çekiyor.

Yeni zamanlar

1999-The Disintegration of the Persistence of Memory
(The Disintegration of the Persistence of Memory)
Eserlerinin büyük çoğunluğu Figueres’deki Dalí Tiyatro ve Müzesi’nde bulunan sanatçının pek çok başka eseri de Florida’nın St. Petersburg kentindeki Salvador Dalí Müzesi, Madrid’deki Reina Sofia Müzesi ve Los Angeles’taki Salvador Dalí Galerisi’nde bulunuyor. İzafiyet Teorisi’yle birlikte anılan erimiş saatler konseptinin de değiştiğini vurguladığı bu eserinde artık zamanın Kuantum Fiziği’yle bambaşka şekillerde algılandığını açıklamaya çalıştığı belirtiliyor.

“Uyuşturucu kullanmıyorum, ben kendim uyuşturucuyum”

1999-Women forming a skull
(Women forming a skull)
Geçen çağın tartışmasız en sıra dışı karakterlerinden biri olan Dalí; eserleri, pek çok dalda mütemadiyen devam ettirdiği üretim kapasitesi, bilime ve psikolojiye olan ilgisi, yaşam tarzı ve imajıyla insanları sonsuza dek cezbetmeye devam edecek. Kendisinden son bir alıntı daha: “Bir deliyle benim aramda tek bir fark var. Deli aklının yerinde olduğunu sanır. Bense deli olduğumu biliyorum.”


Source: listelist.com

Splitting

Kişinin çatışmadan ve stresten kaçınmak amacıyla benliğini ve başkalarını tamamen iyi veya tamamen kötü olarak değerlendirdiği, kendisinin ve başkalarının olumlu ve olumsuz niteliklerini tutarlı bir tablo içinde bütünleştirmekten kaçındığı bir tür savunma mekanizması. bu tür savunmalara girişen kişilerin kafasında siyahla beyaz, iyiyle kötü birbirinden tamamen koparılır ve bu kişiler sıklıkla kendileri veya başkaları hakkında hepten olumlu düşüncelerle hepten olumsuz düşünceler arasında, aynı kişiyi aşağılamakla idealize etmek arasında mekik dokurlar. bu gidip gelmeler, söz konusu kişinin randevusuna birkaç dakika geç gelmesi gibi son derece orantısız, önemsiz olaylarla tetiklenebilir.

Çingeneler

"siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler. siz sevemezsiniz. sevmeyi yalnız bizler biliriz. bizler: batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz çingeneler."


değirmen - sabahattin ali

TARİFSİZ KELİMELER

Ve gün gelir, dünyanın diğer ucunda, benzer yanlarınızın olmadığını sandığını yabancı bir millete ait bir kelime duyarsınız; insanın gerçeğini incelikle yakalayan, bir çırpıda bütün hikayeyi anlatan, hislerinize tercüman olan.

İşte, dünya üzerinde çok asyıda insanın ortak duygularını ve hallerini dile getirdiğini düşündüğüm ve derin anlamlarını etkileyici bulduğum 10 kelime;

Mamihlapinatapei (Yagan Dili): İki kişinin keskin bir sessizlik içinde, aynı duygularla göz göze gelip, her ikisinin de istedikleri bir şeyi başlatmak için dayanılmaz bir istek duymalarına rağmen ilk adımı karşısındakinden beklemesi.

Jung (Korece): Sadece çok şiddetli tartışmalardan, kalp kırıklıklarından sonra ayakta kalan ilişkilerin varlığını kanıtlayabileceği, sevgiden daha güçlü, çok özel duygu.

Ya’aburnee (Arapça):Yokluğu ile yaşamanın acısına dayanamayacağı için, sevdiği kişiden önce ölmeyi dilemek.

In La’Kesh (Maya Dili): Mayaların selamlama sözü. Anlamı; Birbirimizin başka yüzleriyiz.

Ilunga (Tshiluba Dili): İlk kez haksızlığa uğrayıp iyi niyeti suistimal edildiğinde affetmeye hazır olan, ikinci kez yapılan hatayı da hoş gören ancak üçüncü kez aynı durum tekrarlanırsa asla bağışlamayacak ve artık katlanmayacak olan kişi.

Saudade (Portekizce): Kaybedilenler için duyulan buruk özlem. Yitirilmiş bir aşk veya gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayal, bizi benzer bir hasret duygusu içine hapseder. Şu anda sahip olamadıklarımızı, geçmişte ya da zihnimizde kurguladığımı bir gelecekte aramanın ve nasıl ulaşacağımızı bilememenin acziyle ezilmek, yine de hayal kurmaktan vazgeçmemektir. Kavuşmak istediklerimizi düşleyip tebessüm ederken, umutsuzluğun hüznüyle ağlamak gelir içimizden…

Litost (Çekce): Ünlü yazar Milan Kundera, diğer dillerde bu kelimenin muadilini aradığını fakat bulamadığını, bu kelime olmaksızın insanın özünü anlamanın imkansız olduğunu söyler. Litost, içimizdeki güçsüzlüğün ve zavallılığın ansızın ortaya çıkmasından doğan ıstıraplı hal, çaresizliğin öfkesidir.

L’Esprit de I’Escalier (Fransızca): “Merdiven ruhu” olarak adlandırılan durum. Bir tartışmada yapılan yorum karşısında veremediğimiz uygun cevabın, tam dönüp giderken, merdivenlerden inerken akla gelmesidir. Altında ezildiğimiz bir argumanın yönünü değiştirecek mükemmel sözü bulmuş olsa da artık çok geçtir.

Koi No Yokan (Japonca): İlk kez karşılaşılan biriyle ileride kaçınılmaz bir aşk ihtimali olduğuna dair güçlü sezgi… İlk görüşte aşktan farkı, hemen o anda hissedilen bir duygu, çekim olmaması… Gelecekte gerçekleşecek bir aşkın habercisi olan his.

25 Kasım 2013 Pazartesi

25. İSTANBUL ULUSLARARASI KISA FİLM FESTİVALİ​​

Eleştirel İllüstrasyonlar

Polonyalı illüstratör Pawel Kucznski kalemini sakınmayan, gözünün gördüğü neyse sanatı aracılığıyla paylaşan illüstratörlerden.
Hava kirliliğine, sosyal medyanın hayatımızı esir alışına ya da bir araç olarak kullanılışına, siyasi düzene, iktidar ilişkilerine ve hatta ölüme kadar söyleyecek çok şeyi olan bir kişi.
Amerikan dolarından dökülen yaşamlaramerikan-dolarindan-dokulen-yasamlar-illustrasyon

Aysun Kayacı’ya ithaf edilen

aysun-kayaciya-ithaf-edilen-illustrasyon

Başa bela sosyal medya

basa-bela-sosyal-medya-ve-internet-illustrasyon

Biri gider biri gelir

biri-gider-biri-gelir-illustrasyon

Bir nevi “…bullshit walks”

bir-nevi-money-talks-bullshit-illustrasyon

Balçıkla sıvanmayan güneş vs su bazlı boyayla kapanmayan hava kirliliği

doganin-kirliliginin-ustunu-kapatanlar-illustrasyon

Facebook hapishanesi?

facebook-hapishanesi-illustrasyonu

Günlük hayatın bir parçası olarak roket kullanımıgunluk-hayatin-bir-parcasi-olarak-roket-kullanimi-illustrasyon

Kedi maması için feda edilen Bremen Mızıkacılarıkedi-mamasi-icin-feda-edilen-bremen-mizikacilari-illustrasyon

Kırmızı halıdan yürüyerek bokuna ulaşankirmizi-halidan-yuruyerek-bokuna-ulasan-illustrasyon

Bir gün 48 saat olsa bile değişmeyen gerçek

mezar-kazan-saat-kulesi-illustrasyon

Oku evladım, oku çocuğum

oku-evladim-calis-da-adam-ol-illustrasyon

İçindeyken değil, şişeyi bitirdiğinde balık olunan

siseye-bitirdiginde-balik-olan--illustrasyon

Yalanın birinin bin para olduğu yer

yalanin-birinin-bin-para-oldugu-yer-illustrasyon

Bonus: Polise karşı tek silahımızbonus-polise-karsi-sosyal-medya-illustrasyon

Source: www.listelist.com