sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi çizgi
kim bilir nerelerde soğuyorsun
senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder
ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay
bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın her şey elimden gitmiş
-rıfat ılgaz
28 Aralık 2012 Cuma
Gidişini Anlatıyorum
21 Aralık 2012 Cuma
Who Cares
"while you and i have lips and voices which are
for kissing and to sing with
who cares if some one-eyed son-of-a-bitch
invents an instrument to measure spring with"
--edward estlin cummings
for kissing and to sing with
who cares if some one-eyed son-of-a-bitch
invents an instrument to measure spring with"
--edward estlin cummings
Sevilen
Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.
-Karl Marx
20 Aralık 2012 Perşembe
Sıkıntı
Kendimi dünyanın en sıkıntılı insanı olarak görüyorum. Sanki ben sıkıntıyım! Nedir sıkıntı? Neye benzetebiliriz onu? Neyle karşılaştırabiliriz? Bir sözcük olarak onu (aynı anlama gelmese bile) başka hangi sözcüğün yanına koyabiliriz. Sıkıntının tanımı bana dünyanın en güç sözcüklerinden biri olarak görünmüştür. Valéry’nin onu “derin düşüncenin kaynağı” olarak görmesineyse şaşmamak elde değil. Sıkıntının tanımının zorluğu bütün insanlarca paylaşılmamasından, bilinmemesinden geliyor.
-İlhan Berk
-İlhan Berk
21 Aralık Şirince Programı
10.00 Kahvaltı
12.00 Orman yürüyüşü
14.00 Piknik alanında öğlen yemeği
17.00 Şarapla günbatımı
18.30 Mehdi (İsa Mesih) ile buluşma
19.00 Son akşam yemeği
20.00 Düşen göktaşları izlencesi
21.30 İsrafil'den sur dinletisi
23.00 Keşke herkes burada olsaydı konuşmaları
00.00 Kıyamet ve kapanış
00.01 Mahşerde buluşma
00.02 Ulan hani Şirince'ye bir şey olmayacaktı tartışması
00.03 Sözlü için hazırlanma
04.00 Sözlülerin bitimi
05.00 Sırat Köprüsü turu
06.00 Cennet ve cehennem için dağılış...
12.00 Orman yürüyüşü
14.00 Piknik alanında öğlen yemeği
17.00 Şarapla günbatımı
18.30 Mehdi (İsa Mesih) ile buluşma
19.00 Son akşam yemeği
20.00 Düşen göktaşları izlencesi
21.30 İsrafil'den sur dinletisi
23.00 Keşke herkes burada olsaydı konuşmaları
00.00 Kıyamet ve kapanış
00.01 Mahşerde buluşma
00.02 Ulan hani Şirince'ye bir şey olmayacaktı tartışması
00.03 Sözlü için hazırlanma
04.00 Sözlülerin bitimi
05.00 Sırat Köprüsü turu
06.00 Cennet ve cehennem için dağılış...
19 Aralık 2012 Çarşamba
Exploding Color Painting
Parlak Işıklı Ekspres
“Günaydın.”
“Günaydın” diye karşılık verdi demiryolu işaretçisi.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Trenlere yol gösteriyorum. Onlara sağa veya sola geçmelerini söylüyorum.”
Onlar konuşurken, parlak ışıklarla donatılmış bir ekspres tren yanlarından uğuldayarak geçti. O geçerken işaret direği sallanmıştı.
“Sanırım çok aceleleri var” dedi küçük prens, “peki ne arıyorlar?
“Bunu makinist bile bilmiyor.”
O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçti.
“Peki niçin geri dönüyorlar?” diye sordu küçük prens.
“Bunlar aynı yolcular değil” dedi işaretçi.
“Bulundukları yeri beğenmiyorlar mı?”
“Hiç kimse bulunduğu yeri beğenmez.”
Şimdi de parlak ışıklı ekspres trenlerin bir üçüncüsü geçti yanlarından.
“Bunlar diğer yolcuları mı takip ediyorlar?
“Hiçbir şeyi takip etmiyorlar” dedi işaretçi. Ya uyuyorlardır, ya da esniyorlardır. Sadece çocuklar burunlarını pencerelere dayar ve etrafa bakarlar.”
“O halde sadece çocuklar ne aradıklarını biliyor” dedi küçük prens. “ Bezden bir bebeğe bağlanıyorlar ve bu onlar için çok önemli hale geliyor. Eğer ellerinden alırsanız, ağlamaya başlıyorlar.”
“Bence şanslılar” dedi işaretçi.
-Küçük Prens
“Günaydın” diye karşılık verdi demiryolu işaretçisi.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Trenlere yol gösteriyorum. Onlara sağa veya sola geçmelerini söylüyorum.”
Onlar konuşurken, parlak ışıklarla donatılmış bir ekspres tren yanlarından uğuldayarak geçti. O geçerken işaret direği sallanmıştı.
“Sanırım çok aceleleri var” dedi küçük prens, “peki ne arıyorlar?
“Bunu makinist bile bilmiyor.”
O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçti.
“Peki niçin geri dönüyorlar?” diye sordu küçük prens.
“Bunlar aynı yolcular değil” dedi işaretçi.
“Bulundukları yeri beğenmiyorlar mı?”
“Hiç kimse bulunduğu yeri beğenmez.”
Şimdi de parlak ışıklı ekspres trenlerin bir üçüncüsü geçti yanlarından.
“Bunlar diğer yolcuları mı takip ediyorlar?
“Hiçbir şeyi takip etmiyorlar” dedi işaretçi. Ya uyuyorlardır, ya da esniyorlardır. Sadece çocuklar burunlarını pencerelere dayar ve etrafa bakarlar.”
“O halde sadece çocuklar ne aradıklarını biliyor” dedi küçük prens. “ Bezden bir bebeğe bağlanıyorlar ve bu onlar için çok önemli hale geliyor. Eğer ellerinden alırsanız, ağlamaya başlıyorlar.”
“Bence şanslılar” dedi işaretçi.
-Küçük Prens
İkinci Perde Birinci Sahne
Ama öyle söz etki kusurlarından,Özgür oluşuna versin herkes bu özürleri;
Ateşli bir mizacın parlamaları, kıvılcımları,
Kabına sığmayan bir delikanlının
Deli dolu davranışları olarak görsün.
-Hamlet'ten
Travma
Travma dediğin şeye ben ömrümde hiç düşmedim. Depresyondayım, bunalımdayım diyorlar. İnsan niye bunalır ben onu anlamamışım hiç. Mesela savaş bölgesine giden gazetecilerin ruhsal durumu bozulur. Niye? Çünkü o savaşın parçası değil, izleyicisidirler. İnandığın bir savaşın tarafıysan ve haklı bir savaşsa bu, niye travmaya düşecekmişsin? Onurlu yaşamayı gözetiyorsan, insan ömrü çok uzun bir süre.
-Sırrı Süreyya
-Sırrı Süreyya
Sevgililer
"sevgililer… bizim olanlar ya da olmayanlar, hepsi iz bırakır. bu izler, şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır. ama inan, yeni izler de olacak. yaşlıları düşün… sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. ne kadar acı çekersen çek, şunu hiç unutma: çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer… ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar, senin gibi kazına kazına…"
Kitaplar
Yaşadığınız acı ve kırgınlıkların dünya tarihinde bir örneği olmadığını düşünürsünüz ama sonra bir gün okumaya başlarsınız. Ruhuma eziyet eden şeylerin beni, yaşayan veya yaşamış olan herkese bağlayan şeylerin ta kendisi olduğunu kitaplardan öğrendim.
-James Baldwin
-James Baldwin
17 Aralık 2012 Pazartesi
Gökyüzü Yayını
"televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar, ve asıl önemlisi akşamları gökgürültülü sürpriz programlar var. filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist."
-Ulus Baker
-Ulus Baker
Masa
adam yaşama sevinci içindemasaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu tokluğunu açlığını koydu.
masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
-Edip Cansever
10 Aralık 2012 Pazartesi
Ütopya
Bugün ütopyayı yeniden icat etmeliyiz, ama hangi anlamda? Ütopyanın iki tür sahte anlamı var; birincisi, asla gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz ideal toplum hayal etme nosyonu olarak ütopya. Öbürü de yeni sapkın arzulardan oluşan kapitalist ütopya, ki bu ütopyada, bu yeni ve sapkın arzuları tatmin etmeniz sizden ısrarla rica ediliyor. Gerçek ütopya ise durum çözümsüz olduğunda, yani olası olanın koordinatları dahilinde bir çözüme gitme yolu olmadığında, salt hayatta kalma dürtüsüyle yeni bir alan icat etmek zorunda olmakla ortaya çıkar. Ütopya özgür hayal gücünün bir ürünü değildir, ütopya içten gelen bir zorundalık meselesidir, tek çıkış yolu o olduğu için hayal etmek zorunda kalırsınız, bugün ihtiyacımız olan ütopya işte budur.
--Slavoj Zizek
--Slavoj Zizek
İyi Bir Fikir Olmak Zorunda mı?
Azıcık öpüşebilir miyiz?” dedim.
“Pardon?” dedi ama yüzünü geri çekmedi. “Benim sizden hoşlandığım gibi, sizin de benden hoşlandığınızı görebiliyorum.” “Bence iyi bir fikir değil bu,” dedi. Hayal kırıklığı 4. Neden, diye sordum. “Çünkü ben kırk sekiz yaşındayım, sen ise on iki,” dedi. “E?” “Ve evliyim.” “E?” “Ve seni tanımıyorum bile.” “Beni tanıyormuşsunuz gibi gelmiyor mu size yani?” Yanıt vermedi. “Kızaran, gülen, dine inanan, savaş açan ve dudaklarıyla öpüşen tek hayvan, insandır,” dedim. “Yani bir bakıma, ne kadar çok dudaktan öpüşürsen o kadar çok insansın demektir.” “Ya daha çok savaş açarsan?” Bu sefer yanıt veremeyen bendim. “Sen tatlı bir çocuksun,” dedi. “Delikanlı,” diye düzelttim. “Ama bence bu, iyi bir fikir değil.” “İyi fikir olmak zorunda mı?” “Bence zorunda.”
“Hiç değilse bir resminizi çekebilir miyim?”
-Jonathan Safran Foer
“Pardon?” dedi ama yüzünü geri çekmedi. “Benim sizden hoşlandığım gibi, sizin de benden hoşlandığınızı görebiliyorum.” “Bence iyi bir fikir değil bu,” dedi. Hayal kırıklığı 4. Neden, diye sordum. “Çünkü ben kırk sekiz yaşındayım, sen ise on iki,” dedi. “E?” “Ve evliyim.” “E?” “Ve seni tanımıyorum bile.” “Beni tanıyormuşsunuz gibi gelmiyor mu size yani?” Yanıt vermedi. “Kızaran, gülen, dine inanan, savaş açan ve dudaklarıyla öpüşen tek hayvan, insandır,” dedim. “Yani bir bakıma, ne kadar çok dudaktan öpüşürsen o kadar çok insansın demektir.” “Ya daha çok savaş açarsan?” Bu sefer yanıt veremeyen bendim. “Sen tatlı bir çocuksun,” dedi. “Delikanlı,” diye düzelttim. “Ama bence bu, iyi bir fikir değil.” “İyi fikir olmak zorunda mı?” “Bence zorunda.”
“Hiç değilse bir resminizi çekebilir miyim?”
-Jonathan Safran Foer
Avuntular
Bizim olmayan şeylere emeksiz konmak için birtakım düzenlere başvururuz: Armut piş ağzıma düş. Sözgelişi, sobanın başına kurulmuş tembel bir burjuva, gazetede Himalaya’nın doruğuna tırmanan adamın serüvenini böbürlenerek okur. “Şuna bakın!” diye bağırır. “Bakın, neler yapıyor insanoğlu!” Himalaya’ya çıkan kendisidir sanki. Nitekim, o da öyle olduğunu sanır. Demek ki, yaşadığı ülkeyle, toplum katıyla, hatta bütün insanlıkla kendini özdeş sayarak bahçesini dilediğince büyütebilir insan. Kuşkusuz sözle yapar bunu. Böylece kendini avutmuş olur. Boş bir avuntudur bu. Çünkü, ancak gerçekten yaşadığım, içinde kendimi gördüğüm, bağlandığım şey benimdir ya da benim olabilir. Onun için, varlığımın bağlanmadığı, yaşamadığı şeyi yeterince bilemem.
--Simone de Beauvoir
--Simone de Beauvoir
Kadınlar
Arkamda bir kadın olmadıkça benim bir şey yapmama imkân yoktur. Böchlin mi, yoksa başka biri mi hani, kahvede arkasını duvara vermeden oturamazmış? Onun gibi, ben de arkamda bir kadın olmadıkça şu dünyada oturmaya korkuyorum. Sevdiğim bir kadın benim bilinmezlik dünyasıyla temasımı sağlar; kadın olmazsa ben bu bilinmezlik dünyasında kaybolurum.
-D.H. Lawrence
-D.H. Lawrence
6 Aralık 2012 Perşembe
BBG
Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan..
-Chuck Palahniuk
-Chuck Palahniuk
Salla Zarları
…ve yapacaksınreddedilmeye ve en kötü olasılıklara rağmen
ve hayal edebildiğin her şeyden
daha güzel olacak o.
eğer deneyeceksen,
sonuna kadar git.
onun gibi başka bir his daha yok.
tanrılarla bir başına olacaksın
ve geceler ateş ile
parlayacak.
yap onu, yap onu, yap onu…
-Charles Bukowski
İnsan
Böyle birinin önüne bütün yeryüzü nimetlerini serin; mutluluk denizine, başı kaybolana, hatta suyun üstünden hava kabarcıkları çıkana kadar gömün; elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, yalnızca uyuması, bal kaymak yemesi, bir de insan soyunun tükenmemesine çalışması için önüne bütün zenginlikleri yığın; bakın, bu insan salt nankörlüğü, rezilliği yüzünden başınıza ne püsküllü belalar açacaktır! Bal kaymağı gözü görmez; bile bile en zararlı, çıkarına en aykırı yaramazlıklar, saçmalıklar yapar. Bunun tek nedeni, akıllı uslu yaşayıştan bıkıp, tehlikelere doğru kanatlanan hayal gücünü her işine katmak istemesidir. Akıllara durgunluk veren hayallerini, en koyusundan ahmaklıklarını elden bırakmak istemez, çünkü (sanki pek gerekliymiş gibi) insanların piyano tuşu değil, hâlâ insan olduklarını kendi kendisine göstermeye çalışır…
…İnsanın bütün işi gücü, sanırım vida değil insan olduğunu her an kendi kendisine kanıtlamaktır. Bu uğurda başı belaya girecekmiş, gerekirse mağara adamına dönüşecekmiş, vız gelir ona…
-Dostoyevski
…İnsanın bütün işi gücü, sanırım vida değil insan olduğunu her an kendi kendisine kanıtlamaktır. Bu uğurda başı belaya girecekmiş, gerekirse mağara adamına dönüşecekmiş, vız gelir ona…
-Dostoyevski
Mantar
Levin’in malikanesinde bir kadınla bir erkek, yalnız ve hüzünlü iki insan karşılaşır. Birbirlerinden hoşlanırlar ve hayatlarını gizlice birleştirmeyi arzu ederler. Bunu birbirlerine söylemek için sadece yalnız kalabilecekleri bir fırsat çıkmasını beklemektedirler. Sonunda bir gün, mantar toplamaya çıktıkları bir ormanda buluşurlar.heyecandan konuşamamaktadırlar, o anın geldiğini ve bunun kaçıp gitmesine izin vermemeleri gerektiğini bilmektedirler. Uzun bir sessizlikten sonra kadın birden, “iradesinin dışında, elinde olmayarak” mantarlardan söz etmeye başlar. Sonra gene sessizlik olur, erkek ilan-ı aşk etmek için sözcükler ararken, aşktan söz etmek yerine, “hiç beklenmedik br itkiyle” o da mantarlardan söz etmeye başlar. Dönüş yolunda çaresizce ve umutsuzca, hala mantarlardan konuşmaktadırlar, çünkü asla, aşktan konuşamayacaklarını bilmektedirler.
-Lev Tolstoy
-Lev Tolstoy
5 Aralık 2012 Çarşamba
Yaz Selim
Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. “istediğini yaz selim,” dedim. “hiçbir korku aklını gölgelemesin.” “sonunda pişman olursun, usanırsın benden,” dedi. “zarar yok selim be,” dedim. “bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! ne olur?” “peki süleyman dost” dedi. senin için olsun bu şarkılar…
-Oğuz Atay
-Oğuz Atay
Halk Rezildir
Fark etmişsinizdir, benim hakkında şikayet etmediğim bir şey var: politikacılar. herkes politikacılardan dert yanıyor. herkes onların rezalet olduklarını söylüyor. iyi de bu politikacıların nereden geldiklerini sanıyorlar? gökten düşmezler, başka bir boyuttan gelmezler.. amerikan ebeveynlerinden, ailelerinden, evlerinden, okullarından, kiliselerinden, iş yerlerinden, üniversitelerinden geliyorlar ve amerikan vatandaşları tarafından seçiliyorlar.
yapabileceğimizin en iyisi bu millet. ortaya koyabileceğimiz bu kadar. sistemimizin ürettiği budur; “çöp giriyor, çöp çıkıyor.” eğer vatandaşınız bencil ve cahilse; liderleriniz de bencil ve cahil olur. koşullar hiçbir şekilde iyileşmiyor; sadece her seferinde yeni bencil ve cahil amerikan nesilleriniz oluyor. bu yüzden belki de rezil olanlar politikacılar değildir. belki de başka reziller var elde; halk gibi.. evet halk rezil. alın size güzel bir seçim sloganı: halk rezildir, umutlarınızı siktir edin…
-George Carlin
yapabileceğimizin en iyisi bu millet. ortaya koyabileceğimiz bu kadar. sistemimizin ürettiği budur; “çöp giriyor, çöp çıkıyor.” eğer vatandaşınız bencil ve cahilse; liderleriniz de bencil ve cahil olur. koşullar hiçbir şekilde iyileşmiyor; sadece her seferinde yeni bencil ve cahil amerikan nesilleriniz oluyor. bu yüzden belki de rezil olanlar politikacılar değildir. belki de başka reziller var elde; halk gibi.. evet halk rezil. alın size güzel bir seçim sloganı: halk rezildir, umutlarınızı siktir edin…
-George Carlin
Hal
Her koşulda mutlu olmayı seçebilirsin. mutluluk bir şeylere bağlayacağın bir duygu hali değil. tatmin ile mutluluğu karıştırıyoruz. tatmin olmayı mutluluk sanıyoruz. yakaladığımız anda beklediğimiz her şeyin tatmin duygusu doğal olarak kaybolur. kaybolan mutlu olma halin değil.
yalnızlık da korkulacak, kaçılacak bir şey değil. yalnızsın ve yalnız öleceksin. kabul et. kabulleneceğin her sorun’un, her soru’nun üstesinden gelebilirsin. varlığını kabul etmediğin bir şeyi nasıl çözebilirsin.
-Aret Vartanyan
yalnızlık da korkulacak, kaçılacak bir şey değil. yalnızsın ve yalnız öleceksin. kabul et. kabulleneceğin her sorun’un, her soru’nun üstesinden gelebilirsin. varlığını kabul etmediğin bir şeyi nasıl çözebilirsin.
-Aret Vartanyan
4 Aralık 2012 Salı
İçki
Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından.
Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırtır. Sanırım içmek, ertesi
sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar
şeklidir.
Charles Bukowski
“-Bir insanı sevmek
mümkün mü?
- Tanımadığımız biri
ise belki. Ben insanları pencereden seyretmeyi severim.” 3 Aralık 2012 Pazartesi
35 Saniye
| başarısızlıklar. birbiri ardına. bir ördek göleti dolusu başarısızlık. sağ kolum ta omuzbaşıma kadar ağrımakta aynen hipodromdaki gibi. bara yanaşırsın gözlerin korkudan yuvalarından fırlamış ve dikip bitirirsin: bar bacaklar kıçlar duvarlar tavan program atpisliği yaşanacak yalnızca 35 saniyen kaldığını bilirsin ve bütün kırmızı ağızlar öpmek ister seni, bütün elbiseler yukarı sıyrılıp bacak göstermek ister sana, borular ve senfoniler misali savaş misali savaş savaş misali sonra barmen uzanır ve der ki duyduğuma göre bir sonraki yarışta 6'yı sokacaklarmış. sen de canın cehenneme dersin, anneannenin evindeki artık orda bulunmayan beyaz bir bulaşık bezine döner suratı. sonra o da bir şey söyler. işte kolumu böyle incittim. |
Charles Bukowski
|
Uzun Sessizlikten Sonra / After Long Silence
uzun sessizlikten sonra konuşmak, doğrusu butüm geçmiş sevgililer el olur veya ölür
perdeler hatırsız gecenin üzerine örtülür
gaz lambasının vefasız ışığı gizlenir gölgesine
ve biz haykırarak türküler söyleriz
sanat'ın en yüce meselesi üstüne:
elden ayaktan düşmek; işte hikmet, ey toyluk
birbirimizi sevdik ve sonra da unuttuk.
Orj.
speech after long silence; it is right,
all other lovers being estranged or dead,
unfriendly lamplight hid under its shade,
the curtains drawn upon unfriendly night,
that we descant and yet again descant
upon the supreme theme of art and song:
bodily decrepitude is wisdom; young
we loved each other and were ignorant.
-William Butler Yeats
Etiketler:
After Long Silence,
poetry,
şiir,
william Butler Yeats
ULUSLARARASI İZMİR TİYATRO FESTİVALİ BAŞLIYOR...
Toplumsal
Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin VAKIF (TAKSAV) tarih boyunca “tiyatrolar
kenti” olarak bilinen, asırlardır tiyatroyu yaşayan ve yaşatan kentimiz
İzmir’de, tiyatro ışığını yeniden canlandırmak için, 17 yıldır
Ankara’da gerçekleştirdiği Tiyatro Festivali deneyimini İzmir’e taşıyor.
Yıllara dayanan Ankara deneyiminden süzdüklerimizi, İzmir’in yerel değerleri ile birleştirip, sizlerin de katkılarıyla biçimlendirerek, Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’nin ilkini 7-17 ARALIK 2012 tarihleri arasında gerçekleştireceğiz. Kadifekale’deki gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu’nun gün yüzüne çıkarılması için yapılan çalışmalarda büyük adımların atıldığı bu dönemde, İzmir'in genlerinde olan tiyatro sanatını yeniden canlandırmak ve geçmişte olduğu gibi uluslararası düzeye taşımak hedef olarak önümüzde durmaktadır.
FESTİVAL KAPSAMINDA 29 OYUN SEYREDİLEBİLECEK...
Eylül ayı içinde çağrısı gerçekleştirilen Festivale 100’e yakın tiyatro başvuda bulundu. Yapılan değerlendirmelerde; şehir tiyatrolarından, Üniversite topluluklarına, özel tiyatrolardan, amatör topluluklara, çocuk tiyatrosundan, deneysel arayışlara kadar tiyatro yelpazesinin tüm renklerini buluşturacak bir zemin kurgulanmaya çalışıldı. Sonuç olarak ilk Festivalimize 29 topluluğun katılması uygun görüldü. 2’si yabancı, 2’si Üniversite, 4’ü Belediye, kalanı Özel ve amatör tiyatro, Festivalin ilk konukları olacak. Oyunlar arasında dans tiyatrosu, çocuk ve sokak tiyatrosundan örnekler sergilenecek.
Festival oyunları İzmir’de değişik salonlarda ; DEVLET TİYATROSU Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Melek Öktem Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Sahnesi, KONAK BELEDİYESİ Selahattin Akçiçek Sahnesi, MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI Tepe Kule Anadolu Salonu, GAZİEMİR BELEDİYESİ Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Bilet Fiyatları 10 ,-Tl ile 30,- TL arasında değişecektir.
FESTİVAL ONUR ÖDÜLÜ Turgay TANÜLKÜ’ye, EMEK ÖDÜLÜ de Prof.Dr. Bozkurt KURUÇ’a VERİLECEK...
Ankara festivalinin bir geleneği olan Onur ve Emek ödülleri dağıtımı İzmir Festivalinde de programa alındı. Seçici Kurul tarafından ilk Festivalin Onur Ödülünün; yıllarını ötekileri tiyatro ile buluşturmaya vermiş, oyuncu, eğitmen Turgay Tanülkü’ye, Emek Ödülünün ise 50 yılı aşkın süredir tiyatro dünyamıza emek veren Prof. Bozkurt Kuruç’a verilmesi uygun görüldü.
Festival
kapsamında “Sosyal Sorumluluk Projesi” olarak daha önce hiç tiyatroya gitmemiş
bireyleri tiyatroyla tanıştırma sorumluluğunu da üstleneceğiz. Bu amaçla,
önümüzdeki 5 yılda İzmir’de 5 bin hiç tiyatroya gitmemiş kişiyi, bu sanat dalı
ile tanıştırmayı hedeflemekteyiz. Bu projemizle onları yerel yönetimlerin
katkılarıyla ücretsiz olarak tiyatro salonlarımızda konuk etmeyi planlıyoruz.
NEDEN FESTİVAL ?
Her türden kültürel ve sanatsal etkinliğin bir arada ve iç içe yaşandığı, herkesin kaygısızca katılıp izleyebildiği, hayatın kendisinin yaşandığı, yaratıcı-üretici özelliklerin geliştirildiği festivaller, gerek ulusal gerekse uluslararası toplumsal ilişkiler açısından büyük önem taşımaktadır.
Şenlikler, festivaller yüzyıllardır toplumun çeşitli kesimlerini bir araya getiren yaşam, paylaşım ve dayanışma alanları olmuştur. Bu açıdan bakıldığında festivaller her bakımdan toplumun canlanmasının ve olağan yaşam içinde pek alışkın olmadığımız coşku ve dayanışma duygularını harekete geçirebilecek gücün kaynağı işlevini üstlenmiştir.
İzmir Tiyatro Festivali zamanla farklı kültür ve ülkeler arasında; sanatsal anlamdaki kesişme, benzerlik ve ayrılıkların altını çizmek, karşılıklı etkileşim ve paylaşımları artırmak, halkların dostluklarını pekiştirmek, kültürel dayanışmayı kurgulamak amacını sürekli gözetecek bir yapılanmada şekillenecektir.
Yıllara dayanan Ankara deneyiminden süzdüklerimizi, İzmir’in yerel değerleri ile birleştirip, sizlerin de katkılarıyla biçimlendirerek, Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’nin ilkini 7-17 ARALIK 2012 tarihleri arasında gerçekleştireceğiz. Kadifekale’deki gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu’nun gün yüzüne çıkarılması için yapılan çalışmalarda büyük adımların atıldığı bu dönemde, İzmir'in genlerinde olan tiyatro sanatını yeniden canlandırmak ve geçmişte olduğu gibi uluslararası düzeye taşımak hedef olarak önümüzde durmaktadır.
FESTİVAL KAPSAMINDA 29 OYUN SEYREDİLEBİLECEK...
Eylül ayı içinde çağrısı gerçekleştirilen Festivale 100’e yakın tiyatro başvuda bulundu. Yapılan değerlendirmelerde; şehir tiyatrolarından, Üniversite topluluklarına, özel tiyatrolardan, amatör topluluklara, çocuk tiyatrosundan, deneysel arayışlara kadar tiyatro yelpazesinin tüm renklerini buluşturacak bir zemin kurgulanmaya çalışıldı. Sonuç olarak ilk Festivalimize 29 topluluğun katılması uygun görüldü. 2’si yabancı, 2’si Üniversite, 4’ü Belediye, kalanı Özel ve amatör tiyatro, Festivalin ilk konukları olacak. Oyunlar arasında dans tiyatrosu, çocuk ve sokak tiyatrosundan örnekler sergilenecek.
Festival oyunları İzmir’de değişik salonlarda ; DEVLET TİYATROSU Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Melek Öktem Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Sahnesi, KONAK BELEDİYESİ Selahattin Akçiçek Sahnesi, MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI Tepe Kule Anadolu Salonu, GAZİEMİR BELEDİYESİ Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Bilet Fiyatları 10 ,-Tl ile 30,- TL arasında değişecektir.
FESTİVAL ONUR ÖDÜLÜ Turgay TANÜLKÜ’ye, EMEK ÖDÜLÜ de Prof.Dr. Bozkurt KURUÇ’a VERİLECEK...
Ankara festivalinin bir geleneği olan Onur ve Emek ödülleri dağıtımı İzmir Festivalinde de programa alındı. Seçici Kurul tarafından ilk Festivalin Onur Ödülünün; yıllarını ötekileri tiyatro ile buluşturmaya vermiş, oyuncu, eğitmen Turgay Tanülkü’ye, Emek Ödülünün ise 50 yılı aşkın süredir tiyatro dünyamıza emek veren Prof. Bozkurt Kuruç’a verilmesi uygun görüldü.
FESTİVAL HİÇ TİYATROYA
GİTMEMİŞLERİ, TİYATRO İLE TANIŞTIRACAK...
NEDEN FESTİVAL ?
Her türden kültürel ve sanatsal etkinliğin bir arada ve iç içe yaşandığı, herkesin kaygısızca katılıp izleyebildiği, hayatın kendisinin yaşandığı, yaratıcı-üretici özelliklerin geliştirildiği festivaller, gerek ulusal gerekse uluslararası toplumsal ilişkiler açısından büyük önem taşımaktadır.
Şenlikler, festivaller yüzyıllardır toplumun çeşitli kesimlerini bir araya getiren yaşam, paylaşım ve dayanışma alanları olmuştur. Bu açıdan bakıldığında festivaller her bakımdan toplumun canlanmasının ve olağan yaşam içinde pek alışkın olmadığımız coşku ve dayanışma duygularını harekete geçirebilecek gücün kaynağı işlevini üstlenmiştir.
İzmir Tiyatro Festivali zamanla farklı kültür ve ülkeler arasında; sanatsal anlamdaki kesişme, benzerlik ve ayrılıkların altını çizmek, karşılıklı etkileşim ve paylaşımları artırmak, halkların dostluklarını pekiştirmek, kültürel dayanışmayı kurgulamak amacını sürekli gözetecek bir yapılanmada şekillenecektir.
Uyarlamalar kitabın ruhuna zarar veriyor mu?
Televizyon kanallarında pek çok roman uyarlamasıyla karşılaşmak, her cuma gösterime giren filmlerden en az bir tanesinin roman uyarlaması olduğunu fark etmek neredeyse kanıksadığımız bir şey haline geldi. Bu ay yaptığımız ankette de sizlere sorduk: “Sinema ve tv uyarlamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye. 640 kişinin oy verdiği ankette en çok oylanan cevaba baktığımızda; 259 kişinin verdiği cevaba göre, “özellikle televizyon uyarlamalarının popüler kültüre hizmet ettiği için kitabın ruhuna zarar verdiği” kanısı yaygın. “Uyarlamaların birer hayal kırıklığı olduğu”nu söyleyenler ve “senaristlerin bu şekilde kolaya kaçtıkları”nı düşünenler de mevcut.
Olumsuz cevapların yanısıra, “uyarlamaların heyecan verici olduğu”nu düşünenler de var. İyi kurmacaları okuduğunda, onları televizyonda ya da sinemada izlemenin güzel olacağını düşünenler 158 oyla “Biz buradayız!” diyorlar. “Uyarlamaların yaygınlaşmasıyla birlikte izleyicilerin seyrettikleri dizi ve filmlerden etkilenerek, kitaplarını okuduklarını ve bunun da okuma oranını arttırdığı”nı düşünenler de yok değil. Tüm bu olanlara eleştirel yaklaştığını söyleyenler ise, bir uyarlamayı seyretmeden evvel kitabını alıp okuduklarını belirttiler.
Kaynak: www.sabitfikir.com
Olumsuz cevapların yanısıra, “uyarlamaların heyecan verici olduğu”nu düşünenler de var. İyi kurmacaları okuduğunda, onları televizyonda ya da sinemada izlemenin güzel olacağını düşünenler 158 oyla “Biz buradayız!” diyorlar. “Uyarlamaların yaygınlaşmasıyla birlikte izleyicilerin seyrettikleri dizi ve filmlerden etkilenerek, kitaplarını okuduklarını ve bunun da okuma oranını arttırdığı”nı düşünenler de yok değil. Tüm bu olanlara eleştirel yaklaştığını söyleyenler ise, bir uyarlamayı seyretmeden evvel kitabını alıp okuduklarını belirttiler.
Kaynak: www.sabitfikir.com
Amazon'un Brezilya çıkarması

Perakende satış devi Amazon, son aylarda gözünü Brezilya'ya dikmiş durumda. Önümüzdeki ay Brezilya'da bir Kindle mağazası açacağı söylentileri bir yana, dijital içerik dağıtıcısı Xeriph ile yaptığı anlaşma ve Brezilyalı bir yayınevi olan Saraiva'yı almak için kolları sıvamış olması da bu savımızı doğrular nitelikte.
Bloomberg'in verdiği habere göre, hem yayınevi, hem de kitabevi olan Saraiva'ya göz diken Amazon, Latin Amerika'da sahip olduğu ekonomik gücü kuvvetlendirmek amacıyla bu anlaşmaya ihtiyaç duyuyor. Hem Amazon, hem de Saraiva yetkililerince reddedilen bu söylentinin Brezilya medyasının yanlış bir haberine dayandığı söylendi.
Bunun yanı sıra, Amazon'un Xeriph ile bir anlaşma yaptığı haberi tamamen doğru. Xeriph, 200'ün üzerinde yayınevini temsil eden ve e-kitap dağıtıcılarına yön gösteren bir şirket. Bu 200 yayınevinden 20'si anlaşmayı kabul etmediklerini belirterek, Amazon'la ayrıca müzakerelerde bulunacaklarını söylediler.
Ve son olarak bir söylenti daha; Apple, Google ve Kobo'nun Brezilya'da e-kitabevi açmaya hazırlandığı kulaktan kulağa yayılmakta. Bakalım ilerleyen günlerde bu konuyla ilgili neler olacak?
Kaynak: www.sabitfikir.com
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

