19 Eylül 2012 Çarşamba

Bir Seçim Yapacaksın.. Sanem Altan


İnsan içine çöken acılarla yaşamayı öğreniyor…
İnsan canını acıtanlarla yaşamayı ögreniyor…
İnsan, olsa yaşayamayacağını zannettiği ne varsa, olduğu zaman ölmediğini öğreniyor…
İnsan kendisi hakkında zannettiği her şeyin öyle olmadığını bu ülkede istemese de öğreniyor…
Bu ülke insana kendi hakkında pek çok fikir veriyor…
Bu ülke size kim olduğunuzu söylüyor.
***
Bu ülkenin yüzümüze kim olduğumuzu haykırdığını düşünüyorum.
Alçaklıkları,hainlikleri,yalanları,
riyaları,anlamsızlıkları,kötülükleri bu kadar net olan başka bir ülke var mı bilmiyorum.
Kendi kendimizin turnusol kağıdı gibiyiz…
Önümüzde hep basit seçenekler var, bir alçak olabilirsiniz ya da alçak olmayı hayatınız pahasına reddedersiniz…
Yalancı olabilirsiniz, ya da sadece sevdiklerinizin gözünde sizinle ilgili görebileceğiniz en ufak bir hayal kırıklığı için bile yalan söylemezsiniz…
Hain olabilirsiniz ya da hain olarak zengin yaşamaktansa onurlu bir adam olarak aç yaşamayı tercih edersiniz.
Basit yani yaşam bu ülkede…
Seçenekleri keskin, belirgin.
***
Hiç tanımadığın insanların ölümüyle yaşaması arasında bir seçim yapacaksın.
Alçaklıkla dürüstlük arasında bir seçim yapacaksın.
Savaşla barış arasında bir seçim yapacaksın.
Yalanla doğru arasında bir seçim yapacaksın.
Dalkavuklukla dik durmak arasında bir seçim yapacaksın.
Haksızlıkla adalet arasında bir seçim yapacaksın.
Birkaç kuruş için haysiyetini satmakla, haysiyetini hiç bir paranın alamayacağı bir servet gibi sahiplenmek arasında bir seçim yapacaksın.
***
Ne garip, bu ülke seçimlerinizle size kim olduğunuzu söylerken yaşattığı acılarla da kim olduğunuzu unutturuyor…
Karşılaştığınız kederin içinde ezilip yok oluyorsunuz sanki.
Sabah uyanıyorsunuz akşam siz yatarken yaşayan pek çok genç siz uyurken ölmüş oluyor…
Güne insanların hayatlarının hiç önemli olmadığı bir ülkede uyanırsanız, kim olduğunuzu, o gün hayattan ne beklediğinizi, sevinçlerinizi umutlarınızı unutursunuz…
O acı her yerinizi sarar ve kendiniz olmaya utanırsınız…
İçinizden geçen küçücük bir mutluluk parçası bile saklanacak yer arar…
Gününüz istediğiniz, aklınızdan geçtiği gibi değil o ülkenin kaderi neyse öyle geçer…
Siz aslında kim olduğunuzu, ne istediğinizi, kimselerin bulamayacağı kadar dibe gömersiniz…
Çünkü bu üldede mutlu olmak hem imkansız hem de ayıptır çoğu zaman…
***
Bu ülke hepimizi bir seçime zorluyor.
Keskin bir seçime.
Hayat mı, ölüm mü?
Haysiyet mi, haysiyetsizlik mi?
Alçaklık mı, dürüstlük mü?
Neyi seçtiğinizi kimse bilmese siz bileceksiniz.
Her sabah olmayı seçtiğiniz o insanın yüzüne aynada siz bakacaksınız çünkü.

11 Eylül 2012 Salı

Jonathan



Adam o gün sessizdi. Hazır kahvesini yine düzgün açamamış ve etrafa dökmüştü, canı sıkkındı. Evet, böyle küçük şeylere takılırdı, olan biten her şeyin aslında daha büyük bir olayın habercileri olduğuna inanacak kadar sürrealistti. Kafasında her zaman birkaç çelişki bulundururdu, aslında adamın kendisi bile tam bir çelişkiydi. Bekledikleriyle gerçekleşenler arasındaki farkları toplayıp bir köşede biriktiriyordu, ama aslında canını sıkanın şeyin odasının neredeyse tamamını kaplayan bu fark yığını olduğunda bihaberdi.



Kahveden tat alamamıştı, eski kahvelerini, karanfil kokulu koridorda hayal kurduğu zamanları hatırladı.Özlediğinden miydi, yoksa her bırakılan alışkanlık gibi yoksunluk sanrıları çekiyordu ? Belki de hepsi onun için farklı sembollerdi, her kahve, her sigara... Hafızasında canlanan film kareleri...



O günü diğerlerinden ayıran bir fark vardı. Yeni hayatının, yeni sekansı. Siyah beyaz olan peyzajlara tezat, göz alıcı bir renk. Ne hissettiğini çok iyi biliyordu, ama neden hissetiğinden emin değildi. Yıllarca farkında olmadan beklemişti onu kendi yalnızlığında, ve onun yanındayken maske takmak zorunda değildi. Ama alışkanlık bu ya dostlar, çıkaramıyordu yüzüne yapışan bu korku maskesini.



O gün farklıydı. Damarlarındaki şarabın yüzüne ve parmak uçlarına yaptığı uyuşukluğun tadını çıkardı. Bakıyor ama görmüyordu. Yüzünde yıllardır varolagelen bir tebessüm, biraz mağrur, biraz dargın, biraz aşık.



Ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Birden bir anlığına dalıp gitti uzaklara.



O gün dündü, ya da yarın, belki de hiç olmadı kim bilir. Tek bir şeyden emindi, olmayan bir zamanda hiç olmamış bir insanla beraber olmayan halayindeki hayatı yaşayacaktı izlerden uzak.


Kum Saati


Zaman geçip gidiyor hızla.

Olmadığım yerlerde yaşamadığım hayatlarla dolu etrafım.

Tarihte bugün olmam gereken yerde miyim?

Başkaldırmadan yaşamaya devam mı etmeliyim?

Yoksa kaçıp gitmeli mi hayallerimin peşinden.

Yan yatmış bir kum saatinin tam orta yerindeyim sanki.

Rüzgar bile yardım edemiyor hareket etmeme.

Kapalıyım, korkak, zayıf, güçsüz.

Ya da aşırı duyarlı olan bitene kim bilir.

Kim çıkaracak beni olduğum yerden?

Belki de artık doğrulup, gerçekle yüzleşmenin vakti geldi.

Ziller içim için çalıyor..

Acı Hardal

Kendime bir kahraman bulmak zor artık benim için, bu yüzden kendi kahramanımı kendim yaratmalıyım: Kendimi.

Bu bazı zor gecelere neden olur. Ve günlere. İnsan esnek, değişimlere açık olmalı; fakat heves etmek yeterli değildir değişmek için. Adımlar doğal olmalı ve hayatın içinden gelmeli. Bunu fazla kutsal buluyorsanız özür dilerim, ama ne dediğimi anladığınızı sanıyorum. Gelişen ve genişleyen bir adam olarak Knut Hamsun geliyor aklıma ve eserleri. İlk kitabı Açlık en ilginci olsa da gelişimi ve değişimi diğer eserlerinde görürsün.Beyaz havayı, vadileri, kadınları, acıyı, mizahı ve samimiyeti daha iyi hissedebilirsin.

Ben öyle olacağımı sanmam çünkü fazlasıyla tembelim, öğleden sonraları iş yerinde aylaklık edip tavana bakmayı ya da sakalımı sıvazlamayı severim.Hırsım yok ve belki sözün gelmesini fazla bekliyorum, ama belli bir alanda sıkışıp kalmadım. Benden bahsederken dünün beninden bahsedebilirsiniz, çünkü yarın size öyle bir falsolu top atarım ki bir süre neye uğradığınızı şaşırırsınız.

Diyeceklerim bunlar, şimdilik söyleyebileceklerim. Ha bir de, acılı hardalı bol sürmeyi severim.

Ehliyet Sınavı


Her girdiğiniz sınavda seçeneklerden ikisinin doğru birinin yanlış olduğu bir soru vardır mutlaka.
Önemi yok gerçi. Fakat sinir bozucu ve bunun kasıtlı bir şaşırtmaca olduğuna inanıyorsanız, bir sorununuz var demektir tabi ki. Ama her zaman öyle bir soru var mutlaka. Misal:


Bir tepenin zirvesine yaklaşıyorsanız ayrı yönlerde iki şeritli bir yolda ne zaman şerit değiştirilmez?


a) Kız arkadaşınızla kavga etmişseniz
b) Köpeğiniz arka koltuğunuza sıçmışsa
c) Komünist bir otostopçu aldıysanız


a ya da b seçeneklerinin doğru olduğu gayet açık; herhangi biri ya da ikisi birden, fakat hangisini işaretlerseniz diğeri doğru olacaktır.

Buzdolabının Üstündeki Kız


Ona bir zamanlar yalnız kalmayı seven bir kızla birlikte olduğunu söyledi. Bu da çok acıklıydı, çünkü onlar bir çifttiler ve çift tanım olarak "birlikte" demektir. Fakat kız genellikle yalnız kalmayı yeğliyordu. Bu yüzden bir keresinde kıza, "Neden? Benim yüzümden mi? diye sormuştu.

Kız, "Hayır seninle ilgisi yok, benim yüzümden, benim çocukluğumla ilgili," demişti.

Anlamamıştı aslında şu çocukluk meselesini, bu yüzden kendi çocukluğuyla bir benzerlik kurmaya çalışmış, fakat bir yere varamamıştı. Düşündükçe, çocukluğunu bir başkasının dişindeki çürüğe benzetiyordu-sağlıksız, ama çok da önemli değil, onun için en azından.Yalnız kalmayı seven kız çocukluğu yüzünden ondan sürekli gizleniyordu.

Acıklı ve dokunaklı. Kız küçükken enerji dolu olduğu için annesiyle babasının ona gösterecek fazla sabırları yokmuş, zaten yaşlı ve yorgunmuşlar. Kız onlarla oynamak istermiş, bu onları daha da sinirlendirirmiş. Ona çenesini kapatmasını söyleyecek güçten bile yoksunmuşlar. O yüzden onu buzdolabının üstüne bırakıp işe giderlermiş. Ya da nereye gitmeleri gerekiyorsa oraya. Buzdolabı çok yüksekmiş, kız aşağı inemezmiş. Bu yüzden çocukluğunun çoğunu buzdolabının üstünde geçirmiş. Mutlu bir çocuklukmuş. Başkaları abilerinin dayağını yerken, o kendi kendine şarkılar söyler, etraftaki toz tabakasına resimler çizermiş. Buzdolabının manzarası da hariküladeymiş.

Şimdi büyümüş kız, yalnız geçirdiği o zamanları çok özlüyormuş.

Bu korkunç güzel bir hikaye. Evet, bu korkunç güzel bir hikaye, ama bana ait değil.