11 Eylül 2012 Salı
Jonathan
Adam o gün sessizdi. Hazır kahvesini yine düzgün açamamış ve etrafa dökmüştü, canı sıkkındı. Evet, böyle küçük şeylere takılırdı, olan biten her şeyin aslında daha büyük bir olayın habercileri olduğuna inanacak kadar sürrealistti. Kafasında her zaman birkaç çelişki bulundururdu, aslında adamın kendisi bile tam bir çelişkiydi. Bekledikleriyle gerçekleşenler arasındaki farkları toplayıp bir köşede biriktiriyordu, ama aslında canını sıkanın şeyin odasının neredeyse tamamını kaplayan bu fark yığını olduğunda bihaberdi.
Kahveden tat alamamıştı, eski kahvelerini, karanfil kokulu koridorda hayal kurduğu zamanları hatırladı.Özlediğinden miydi, yoksa her bırakılan alışkanlık gibi yoksunluk sanrıları çekiyordu ? Belki de hepsi onun için farklı sembollerdi, her kahve, her sigara... Hafızasında canlanan film kareleri...
O günü diğerlerinden ayıran bir fark vardı. Yeni hayatının, yeni sekansı. Siyah beyaz olan peyzajlara tezat, göz alıcı bir renk. Ne hissettiğini çok iyi biliyordu, ama neden hissetiğinden emin değildi. Yıllarca farkında olmadan beklemişti onu kendi yalnızlığında, ve onun yanındayken maske takmak zorunda değildi. Ama alışkanlık bu ya dostlar, çıkaramıyordu yüzüne yapışan bu korku maskesini.
O gün farklıydı. Damarlarındaki şarabın yüzüne ve parmak uçlarına yaptığı uyuşukluğun tadını çıkardı. Bakıyor ama görmüyordu. Yüzünde yıllardır varolagelen bir tebessüm, biraz mağrur, biraz dargın, biraz aşık.
Ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Birden bir anlığına dalıp gitti uzaklara.
O gün dündü, ya da yarın, belki de hiç olmadı kim bilir. Tek bir şeyden emindi, olmayan bir zamanda hiç olmamış bir insanla beraber olmayan halayindeki hayatı yaşayacaktı izlerden uzak.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder