31 Ocak 2014 Cuma

Kafkaesk: Bir şiirin romanları...


Şairler yaratmaz şiirleri
Şiir geride bir yerdedir
Nice zamandır durur orada
Şairin işi yalnızca bulmaktır onu
Jan Skacel

Mahkeme önündeki Joseph K ile Şato'nun karşısındaki kadastro memuru K aynı durumdadır. İkisi de bir labirentin ortasında çıkış yolu arar, ne kurtulabilirler karmaşıklıktan ne de anlayabilirler dünyalarını.
Kafka'da kurum kendi yasalarına uyan garip bir mekanizmadır. Bu yasaları kimin ne zaman koyduğu bilinmez, insan çıkarlarıyla bağları olmadıklarından da kimse yasaları anlayamaz.
Şato'nun 5. Bölümü'nde köy muhtarı K'ya evrak dosyasının geçmişini açıklar. On yıl önce Şato'dan köye kadastro memuru tutulması önerisi gelir, köy memura ihtiyaçları olmadığını bildirir. K'ya gelen çağrı bir dikkatsizlik sonucu gönderilmiştir. K'nın uzun yolculuğu bir hatadan ibarettir, Şato ile köy dışında onun için bir dünya bulunmadığından bütün varlığı da bir hatadır, aslında! K dosyadaki bir yanlışlığın gölgesidir. İnsanın yaşamı yalnızca bir gölgeyse ve gerçeklik ulaşılmaz insanüstü bir dünyada yatıyorsa tanrıbilim alanına girilir. Kafkaesk, tanrıbilimsel boyutundan ayrılamaz.
Dostoyevski'nin Suç ve Ceza romanında Raskolnikov suçunun ağırlığında kendi isteğiyle cezasına boyun eğer. Bu 'suçun cezasını araması' durumudur. Kafka'da ise cezalandırılan cezanın nedenini bilmez. Ceza saçma ve katlanılmazdır; suçlanan kişi huzuru bulmak adına cezasına bir suç arar!
 
Dava'nın 7. Bölümü'nde Joseph K suçlamaları bilmediğinden tüm yaşamını en ince ayrıntısına kadar sorgular. 'Kendi kendini suçlar'.
Şato'da korku kendi başına hüküm sürmektedir. Amalia bir gün şatodaki bir görevliden açık saçık bir mektup alır ve öfkeyle mektubu yırtar. Şatodan herhangi bir emir ya da işaret gelmemesine rağmen herkes Amalia'nın ailesinden kaçar. Baba ailesini savunmak ister, ama kararı veren kişi de kararın kendisi de ortada yoktur! Bağışlanmak için önce hüküm gereklidir. Amalia'nın babası şatoya bir açıklama için yalvarır.
Sistemin gözden çıkardığı bir kişi, boş yere kendisine bir suç arar, mağdurluğunu ispat onun yegâne ümididir. Ortada onu suçlayan bir karar bulunmaz. Ceza suçu çalışmadığı için aylaklıkla damgalandığında bulur!
Kafka'da kahraman akvaryumda kendi yaşam şakasına sıkışmış bir balık gibidir. Ama şaka sadece izleyici için geçerlidir. Kafkaesk bizi şakanın içine, komiğin ürkütücülüğüne götürür. Kafkaesk'te komik, Shakespeare'de olduğu gibi trajik olanı daha duygulu kılmaz, trajik olanı var olmadan yok eder. Bu evrende kurbanlar trajedinin yüceliğinden nasiplerini ve avuntularını alamazlar. Cezalı suçunu bulur, çeker ve herkes ona güler.
Kafkaesk olanı toplumun daha geniş boyutlarında yaratan eğilimler vardır. İktidarın kendini tanrılaştırma arzusu, sürekli merkezileşme, toplumun bürokratlaştırılması, kurumların labirente dönüşmesi. Sonuçta birey giderek kişiliksizleştirilir.
Totaliter devletlerde daha sade ve katı olarak bir abartmayla birey kişiliksizleştirilirken demokratik toplumlarda bu düşsel bir abartmayla yaşanır.
Büro, Kafka'nın Milena'ya yazdığı gibi, ' . saçma bir kurum değildir; saçma olmaktan çok fantastik bir dünyadır.' Kafka bütünüyle bürokratlaşmış bir toplumun şiirsel olmayan yanını romanın büyük şiirine dönüştürmüştür. Söz verilmiş bir işi bir türlü elde edemeyen bir adamın son derece sıradan öyküsünü (Şato) bir destana dönüştürmüştür.
Totaliter ya da demokratik bir devlette tüm çalışma hiyerarşik bir merkeze dayandığından çalışanlar hangi meslekten olursa olsun birer memurdur.
Yetkenin ipnoz edici bakışı, insanın umutsuzca kendi suçunu araması, dışlanma ve dışlanmanın verdiği bunalım, konformizme mahkum olma, gerçeğin buharlaşması, belgelerin büyülü gerçekçiliği, özel yaşamın sürekli ifşası Kafkaesk ve gerçek evrenin tezahürleridir.
Kafka geride bir yerde olan, nice zamandır orada duran bir şiiri romanlaştırmıştır.

-Bülent EFE

Eşyanın romantizmi

Tanpınar, tabiatı insana karşı konuşturduğu bir cümlesinde "ne diye benden ayrıldın, sefil ıstırapların oyuncağı oldun, bana dön, terkibime karış, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun." diyerek bizi eşyanın ruhunun varlığına davet etmektedir."Eşyanın rahat ve mesut uykusu" hayaline bir kez olsun inanmaya görün, hayatın herhangi bir yerinde huzurlu bir başlangıç aramaya ve bu huzurlu başlangıcın gizemli yollarına düşersiniz, içinizde yavaşlamak- durmak  isteyen sözcüklerinizle... Herkesin gördüğü ama yine de saklı kalmayı başaran eşyalarla aranızda zamanla tuhaf bir bağ olduğunu hissedersiniz. Herkesin birlikte yaşayarak mutlu olduğu evleri varken, sizin bir an önce eşyalarıyla baş başa kalmak istediğiniz bir yalnızlığınız vardır artık. Eskimiş bir evde, çekilmiş perdelerin arkasında, yarı aydınlık eşyalarla baş başa kalınca başlar sizin mutluluğunuz.
Çocukluğunuzu anlatır mesela bazı eşyalar. Berberin elindeki makas, arkadaşınızın bisikleti, annenizin kıyafeti, babanızın saati, okul çantanız, duvarda asılı aynalar, eskimiş ayakkabılarınız, yanınıza koyarak uyuduğunuz yeni ayakkabılarınız, taraklar, çerçeveler, duvar saatleri, radyolar... Çocukluğunuzdaki babanızdan çok, babanızın saati ya da taşlı yüzüğü kalır aklınızda. Çünkü o eşyalar size babanızla birlikte yaşadığınız bütün güzel anların toplamını verir.
İçinizde büyük bir his ve coşkuyla sarılmak ya da dokunmak istersiniz sevdiğinizin eşyalarına, tokasına, küpesine, yüzüğüne, birazını çekip attığı sigara izmaritine, içtiği kadehe, okuduğu kitaba, taşıdığı çantaya, giydiği elbiseye... Bazen bu istek öyle doldurur ki içinizi Onun eşyasına dokunmakla Ona dokunma isteği arasında belirsiz bir iklimde kaybolduğunuzu hissedersiniz. Çünkü orada o insandan daha çok hissettiğiniz bir şey vardır artık. Eşyanın ruhu...
Kimi insanlar taşıdıkları ve dokundukları tüm eşyalara ruhlarından verirler ve kimi insanlar da o eşyalara ait hissederler kendilerini. Eskimiş evimizdeki bütün eşyaların her birini tek tek hatırlarken şimdi yaşadığımız evlerdeki herhangi bir eşyaya verdiğimiz değer, onlarda bulduğumuz daha doğrusu kaybettiğimiz anlamda saklı.
Eğer evinizde bitmiş defterler, eskimiş sayfalar, yazmayan kalemler, artık hiç giymediğiniz ama atmaya kıyamadığınız kıyafetler ya da eski kibrit kutularını sakladıysanız evinize geri dönün.
Evinize geri döndüğünüzde bütün o eşyaların hala orada, o öğleden sonrasının güneşli sükûnetinde sizi beklediğini unutmayın.
-Ramazan Budak

3 Ocak 2014 Cuma

Dikkat Chun-Li Çıkabilir Dedirten 11 Talihsiz Olay

Çinli ablaların en tehlikelisi Chun-Li, gerçek hayatta arada bir karşımıza çıksa neler olabilir sorusunun cevabını ararken, bu görüntülere denk geldik. Siz siz olun Chun-Li’yi etrafta görürseniz kaçın, keza Çinlilerin tersi pis olur. Sokak dövüşçüsü de değilsiniz ki kendinizi savunasınız.

Alışveriş arabasını kaçırdığı yetmiyor gibi bir de onunla oyun oynayanlara Chun-Li’nin tahammülü yok



Şarkıyı ya da koreografiyi beğenmezse de atıverir büyüyü



Rahat rahat bağırsın ve özgürce savrulsun diye düğmeyi uçuruverdi yardımsever Chun-Li



Havuz kenarı primcilerine göz açtırmaz tabi ki Chun-Li, takıverir çelmeyi



Genel olarak bikinili dansçılardan haz etmiyor sanırım Chun-Li



Dediğimiz gibi yeterince iyi çalışılmamış koreografiler Chun-Li’nin içine dert oluyor hep



Bikinimsi bir kostümle saçma hareketler yapan bir başka abla daha Chun-Li’nin gazabından kaçamıyor



“Piknikte bikini giyersen seni gebertirim!” demişti Chun-Li, dinlemediler



Özlediğimiz 180 derecelik Chun-Li tekmesi yine saçmalayan bir hemcinsinin kafasına geliyor



“Burada bisiklet sürme demedim mi sana!”



Bonus: Siz siz olun Chun-Li’nin oturacağı sandalyeyi izinsiz almayın.





Source: listelist.com