Tanpınar, tabiatı insana karşı konuşturduğu bir cümlesinde "ne diye benden ayrıldın, sefil ıstırapların oyuncağı oldun, bana dön, terkibime karış, eşyanın rahat ve mesut uykusunu uyursun." diyerek bizi eşyanın ruhunun varlığına davet etmektedir."Eşyanın rahat ve mesut uykusu" hayaline bir kez olsun inanmaya görün, hayatın herhangi bir yerinde huzurlu bir başlangıç aramaya ve bu huzurlu başlangıcın gizemli yollarına düşersiniz, içinizde yavaşlamak- durmak isteyen sözcüklerinizle... Herkesin gördüğü ama yine de saklı kalmayı başaran eşyalarla aranızda zamanla tuhaf bir bağ olduğunu hissedersiniz. Herkesin birlikte yaşayarak mutlu olduğu evleri varken, sizin bir an önce eşyalarıyla baş başa kalmak istediğiniz bir yalnızlığınız vardır artık. Eskimiş bir evde, çekilmiş perdelerin arkasında, yarı aydınlık eşyalarla baş başa kalınca başlar sizin mutluluğunuz.
Çocukluğunuzu anlatır mesela bazı eşyalar. Berberin elindeki makas, arkadaşınızın bisikleti, annenizin kıyafeti, babanızın saati, okul çantanız, duvarda asılı aynalar, eskimiş ayakkabılarınız, yanınıza koyarak uyuduğunuz yeni ayakkabılarınız, taraklar, çerçeveler, duvar saatleri, radyolar... Çocukluğunuzdaki babanızdan çok, babanızın saati ya da taşlı yüzüğü kalır aklınızda. Çünkü o eşyalar size babanızla birlikte yaşadığınız bütün güzel anların toplamını verir.
İçinizde büyük bir his ve coşkuyla sarılmak ya da dokunmak istersiniz sevdiğinizin eşyalarına, tokasına, küpesine, yüzüğüne, birazını çekip attığı sigara izmaritine, içtiği kadehe, okuduğu kitaba, taşıdığı çantaya, giydiği elbiseye... Bazen bu istek öyle doldurur ki içinizi Onun eşyasına dokunmakla Ona dokunma isteği arasında belirsiz bir iklimde kaybolduğunuzu hissedersiniz. Çünkü orada o insandan daha çok hissettiğiniz bir şey vardır artık. Eşyanın ruhu...
Kimi insanlar taşıdıkları ve dokundukları tüm eşyalara ruhlarından verirler ve kimi insanlar da o eşyalara ait hissederler kendilerini. Eskimiş evimizdeki bütün eşyaların her birini tek tek hatırlarken şimdi yaşadığımız evlerdeki herhangi bir eşyaya verdiğimiz değer, onlarda bulduğumuz daha doğrusu kaybettiğimiz anlamda saklı.
Eğer evinizde bitmiş defterler, eskimiş sayfalar, yazmayan kalemler, artık hiç giymediğiniz ama atmaya kıyamadığınız kıyafetler ya da eski kibrit kutularını sakladıysanız evinize geri dönün.
Evinize geri döndüğünüzde bütün o eşyaların hala orada, o öğleden sonrasının güneşli sükûnetinde sizi beklediğini unutmayın.
-Ramazan Budak
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder