28 Aralık 2012 Cuma

Gidişini Anlatıyorum

sen gidiyorsun ya işine yetişmek için
saçlarını, gözlerini, ellerini
neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya
her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak
termometrede yükselen çizgi çizgi
kim bilir nerelerde soğuyorsun

senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen
insan insan bakan gözbebeklerin
beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta
beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

ne gelirse onlardan gelir bana
çalışma gücü yaşama direnci
mutluluk gibi kazanılması zor
mutluluk gibi yitirilmesi kolay

bir açarsın ki mutluyum
bir kaparsın her şey elimden gitmiş


-rıfat ılgaz

21 Aralık 2012 Cuma

Who Cares

"while you and i have lips and voices which are
for kissing and to sing with
who cares if some one-eyed son-of-a-bitch
invents an instrument to measure spring with"


--edward estlin cummings

Sevilen

Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.
    
-Karl Marx

20 Aralık 2012 Perşembe

The best gifts are always the ones your kids make



Sıkıntı

Kendimi dünyanın en sıkıntılı insanı olarak görüyorum. Sanki ben sıkıntıyım! Nedir sıkıntı? Neye benzetebiliriz onu? Neyle karşılaştırabiliriz? Bir sözcük olarak onu (aynı anlama gelmese bile) başka hangi sözcüğün yanına koyabiliriz. Sıkıntının tanımı bana dünyanın en güç sözcüklerinden biri olarak görünmüştür. Valéry’nin onu “derin düşüncenin kaynağı” olarak görmesineyse şaşmamak elde değil. Sıkıntının tanımının zorluğu bütün insanlarca paylaşılmamasından, bilinmemesinden geliyor.

-İlhan Berk

21 Aralık Şirince Programı

10.00 Kahvaltı
12.00 Orman yürüyüşü
14.00 Piknik alanında öğlen yemeği
17.00 Şarapla günbatımı
18.30 Mehdi (İsa Mesih) ile buluşma
19.00 Son akşam yemeği
20.00 Düşen göktaşları izlencesi
21.30 İsrafil'den sur dinletisi
23.00 Keşke herkes burada olsaydı konuşmaları
00.00 Kıyamet ve kapanış
00.01 Mahşerde buluşma
00.02 Ulan hani Şirince'ye bir şey olmayacaktı tartışması
00.03 Sözlü için hazırlanma
04.00 Sözlülerin bitimi
05.00 Sırat Köprüsü turu
06.00 Cennet ve cehennem için dağılış...


19 Aralık 2012 Çarşamba

Exploding Color Painting

Parlak Işıklı Ekspres

“Günaydın.”
“Günaydın” diye karşılık verdi demiryolu işaretçisi.
“Burada ne yapıyorsunuz?”
“Trenlere yol gösteriyorum. Onlara sağa veya sola geçmelerini söylüyorum.”
Onlar konuşurken, parlak ışıklarla donatılmış bir ekspres tren yanlarından uğuldayarak geçti. O geçerken işaret direği sallanmıştı.
“Sanırım çok aceleleri var” dedi küçük prens, “peki ne arıyorlar?
“Bunu makinist bile bilmiyor.”
O anda parlak ışıklı başka bir ekspres tren ters yöne doğru hızla geçti.
“Peki niçin geri dönüyorlar?” diye sordu küçük prens.
“Bunlar aynı yolcular değil” dedi işaretçi.
“Bulundukları yeri beğenmiyorlar mı?”
“Hiç kimse bulunduğu yeri beğenmez.”
Şimdi de parlak ışıklı ekspres trenlerin bir üçüncüsü geçti yanlarından.
“Bunlar diğer yolcuları mı takip ediyorlar?
“Hiçbir şeyi takip etmiyorlar” dedi işaretçi. Ya uyuyorlardır, ya da esniyorlardır. Sadece çocuklar burunlarını pencerelere dayar ve etrafa bakarlar.”
“O halde sadece çocuklar ne aradıklarını biliyor” dedi küçük prens. “ Bezden bir bebeğe bağlanıyorlar ve bu onlar için çok önemli hale geliyor. Eğer ellerinden alırsanız, ağlamaya başlıyorlar.”
“Bence şanslılar” dedi işaretçi.


-Küçük Prens

İkinci Perde Birinci Sahne

Ama öyle söz etki kusurlarından,
Özgür oluşuna versin herkes bu özürleri;
Ateşli bir mizacın parlamaları, kıvılcımları,
Kabına sığmayan bir delikanlının
Deli dolu davranışları olarak görsün.

    
-Hamlet'ten

Travma

Travma dediğin şeye ben ömrümde hiç düşmedim. Depresyondayım, bunalımdayım diyorlar. İnsan niye bunalır ben onu anlamamışım hiç. Mesela savaş bölgesine giden gazetecilerin ruhsal durumu bozulur. Niye? Çünkü o savaşın parçası değil, izleyicisidirler. İnandığın bir savaşın tarafıysan ve haklı bir savaşsa bu, niye travmaya düşecekmişsin? Onurlu yaşamayı gözetiyorsan, insan ömrü çok uzun bir süre.

-Sırrı Süreyya

Sevgililer

"sevgililer… bizim olanlar ya da olmayanlar, hepsi iz bırakır. bu izler, şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. hepsi kalır. ama inan, yeni izler de olacak. yaşlıları düşün… sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. ama öyle değil. ne kadar acı çekersen çek, şunu hiç unutma: çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer… ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar, senin gibi kazına kazına…"
    

Kitaplar

Yaşadığınız acı ve kırgınlıkların dünya tarihinde bir örneği olmadığını düşünürsünüz ama sonra bir gün okumaya başlarsınız. Ruhuma eziyet eden şeylerin beni, yaşayan veya yaşamış olan herkese bağlayan şeylerin ta kendisi olduğunu kitaplardan öğrendim.

-James Baldwin

17 Aralık 2012 Pazartesi

Gökyüzü Yayını

"televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar, ve asıl önemlisi akşamları gökgürültülü sürpriz programlar var. filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist."

-Ulus Baker

Masa

adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
kimi seviyordu kimi sevmiyordu
adam masaya onları da koydu
üç kere üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.


-Edip Cansever

10 Aralık 2012 Pazartesi

Ütopya

Bugün ütopyayı yeniden icat etmeliyiz, ama hangi anlamda? Ütopyanın iki tür sahte anlamı var; birincisi, asla gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz ideal toplum hayal etme nosyonu olarak ütopya. Öbürü de yeni sapkın arzulardan oluşan kapitalist ütopya, ki bu ütopyada, bu yeni ve sapkın arzuları tatmin etmeniz sizden ısrarla rica ediliyor. Gerçek ütopya ise durum çözümsüz olduğunda, yani olası olanın koordinatları dahilinde bir çözüme gitme yolu olmadığında, salt hayatta kalma dürtüsüyle yeni bir alan icat etmek zorunda olmakla ortaya çıkar. Ütopya özgür hayal gücünün bir ürünü değildir, ütopya içten gelen bir zorundalık meselesidir, tek çıkış yolu o olduğu için hayal etmek zorunda kalırsınız, bugün ihtiyacımız olan ütopya işte budur.

--Slavoj Zizek

İyi Bir Fikir Olmak Zorunda mı?

Azıcık öpüşebilir miyiz?” dedim.
“Pardon?” dedi ama yüzünü geri çekmedi. “Benim sizden hoşlandığım gibi, sizin de benden hoşlandığınızı görebiliyorum.” “Bence iyi bir fikir değil bu,” dedi. Hayal kırıklığı 4. Neden, diye sordum. “Çünkü ben kırk sekiz yaşındayım, sen ise on iki,” dedi. “E?” “Ve evliyim.” “E?” “Ve seni tanımıyorum bile.” “Beni tanıyormuşsunuz gibi gelmiyor mu size yani?” Yanıt vermedi. “Kızaran, gülen, dine inanan, savaş açan ve dudaklarıyla öpüşen tek hayvan, insandır,” dedim. “Yani bir bakıma, ne kadar çok dudaktan öpüşürsen o kadar çok insansın demektir.” “Ya daha çok savaş açarsan?” Bu sefer yanıt veremeyen bendim. “Sen tatlı bir çocuksun,” dedi. “Delikanlı,” diye düzelttim. “Ama bence bu, iyi bir fikir değil.” “İyi fikir olmak zorunda mı?” “Bence zorunda.”

“Hiç değilse bir resminizi çekebilir miyim?”

-Jonathan Safran Foer

Avuntular

Bizim olmayan şeylere emeksiz konmak için birtakım düzenlere başvururuz: Armut piş ağzıma düş. Sözgelişi, sobanın başına kurulmuş tembel bir burjuva, gazetede Himalaya’nın doruğuna tırmanan adamın serüvenini böbürlenerek okur. “Şuna bakın!” diye bağırır. “Bakın, neler yapıyor insanoğlu!” Himalaya’ya çıkan kendisidir sanki. Nitekim, o da öyle olduğunu sanır. Demek ki, yaşadığı ülkeyle, toplum katıyla, hatta bütün insanlıkla kendini özdeş sayarak bahçesini dilediğince büyütebilir insan. Kuşkusuz sözle yapar bunu. Böylece kendini avutmuş olur. Boş bir avuntudur bu. Çünkü, ancak gerçekten yaşadığım, içinde kendimi gördüğüm, bağlandığım şey benimdir ya da benim olabilir. Onun için, varlığımın bağlanmadığı, yaşamadığı şeyi yeterince bilemem.

--Simone de Beauvoir

Kadınlar

Arkamda bir kadın olmadıkça benim bir şey yapmama imkân yoktur. Böchlin mi, yoksa başka biri mi hani, kahvede arkasını duvara vermeden oturamazmış? Onun gibi, ben de arkamda bir kadın olmadıkça şu dünyada oturmaya korkuyorum. Sevdiğim bir kadın benim bilinmezlik dünyasıyla temasımı sağlar; kadın olmazsa ben bu bilinmezlik dünyasında kaybolurum.

-D.H. Lawrence

6 Aralık 2012 Perşembe

BBG

Eğer kimse izlemiyorsa herhangi bir şey yapmanın çok anlamsız olduğunun farkına varıyor insan..

-Chuck Palahniuk

Salla Zarları

…ve yapacaksın
reddedilmeye ve en kötü olasılıklara rağmen
ve hayal edebildiğin her şeyden
daha güzel olacak o.
eğer deneyeceksen,
sonuna kadar git.
onun gibi başka bir his daha yok.
tanrılarla bir başına olacaksın
ve geceler ateş ile
parlayacak.
yap onu, yap onu, yap onu…


-Charles Bukowski

İnsan

Böyle birinin önüne bütün yeryüzü nimetlerini serin; mutluluk denizine, başı kaybolana, hatta suyun üstünden hava kabarcıkları çıkana kadar gömün; elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan, yalnızca uyuması, bal kaymak yemesi, bir de insan soyunun tükenmemesine çalışması için önüne bütün zenginlikleri yığın; bakın, bu insan salt nankörlüğü, rezilliği yüzünden başınıza ne püsküllü belalar açacaktır! Bal kaymağı gözü görmez; bile bile en zararlı, çıkarına en aykırı yaramazlıklar, saçmalıklar yapar. Bunun tek nedeni, akıllı uslu yaşayıştan bıkıp, tehlikelere doğru kanatlanan hayal gücünü her işine katmak istemesidir. Akıllara durgunluk veren hayallerini, en koyusundan ahmaklıklarını elden bırakmak istemez, çünkü (sanki pek gerekliymiş gibi) insanların piyano tuşu değil, hâlâ insan olduklarını kendi kendisine göstermeye çalışır…
…İnsanın bütün işi gücü, sanırım vida değil insan olduğunu her an kendi kendisine kanıtlamaktır. Bu uğurda başı belaya girecekmiş, gerekirse mağara adamına dönüşecekmiş, vız gelir ona…

-Dostoyevski

Mantar

Levin’in malikanesinde bir kadınla bir erkek, yalnız ve hüzünlü iki insan karşılaşır. Birbirlerinden hoşlanırlar ve hayatlarını gizlice birleştirmeyi arzu ederler. Bunu birbirlerine söylemek için sadece yalnız kalabilecekleri bir fırsat çıkmasını beklemektedirler. Sonunda bir gün, mantar toplamaya çıktıkları bir ormanda buluşurlar.heyecandan konuşamamaktadırlar, o anın geldiğini ve bunun kaçıp gitmesine izin vermemeleri gerektiğini bilmektedirler. Uzun bir sessizlikten sonra kadın birden, “iradesinin dışında, elinde olmayarak” mantarlardan söz etmeye başlar. Sonra gene sessizlik olur, erkek ilan-ı aşk etmek için sözcükler ararken, aşktan söz etmek yerine, “hiç beklenmedik br itkiyle” o da mantarlardan söz etmeye başlar. Dönüş yolunda çaresizce ve umutsuzca, hala mantarlardan konuşmaktadırlar, çünkü asla, aşktan konuşamayacaklarını bilmektedirler.

-Lev Tolstoy

5 Aralık 2012 Çarşamba

Yaz Selim

Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. “istediğini yaz selim,” dedim. “hiçbir korku aklını gölgelemesin.” “sonunda pişman olursun, usanırsın benden,” dedi. “zarar yok selim be,” dedim. “bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! ne olur?” “peki süleyman dost” dedi. senin için olsun bu şarkılar…

-Oğuz Atay

Halk Rezildir

Fark etmişsinizdir, benim hakkında şikayet etmediğim bir şey var: politikacılar. herkes politikacılardan dert yanıyor. herkes onların rezalet olduklarını söylüyor. iyi de bu politikacıların nereden geldiklerini sanıyorlar? gökten düşmezler, başka bir boyuttan gelmezler.. amerikan ebeveynlerinden, ailelerinden, evlerinden, okullarından, kiliselerinden, iş yerlerinden, üniversitelerinden geliyorlar ve amerikan vatandaşları tarafından seçiliyorlar.
yapabileceğimizin en iyisi bu millet. ortaya koyabileceğimiz bu kadar. sistemimizin ürettiği budur; “çöp giriyor, çöp çıkıyor.” eğer vatandaşınız bencil ve cahilse; liderleriniz de bencil ve cahil olur. koşullar hiçbir şekilde iyileşmiyor; sadece her seferinde yeni bencil ve cahil amerikan nesilleriniz oluyor. bu yüzden belki de rezil olanlar politikacılar değildir. belki de başka reziller var elde; halk gibi.. evet halk rezil. alın size güzel bir seçim sloganı: halk rezildir, umutlarınızı siktir edin…

-George Carlin

Hal

Her koşulda mutlu olmayı seçebilirsin. mutluluk bir şeylere bağlayacağın bir duygu hali değil. tatmin ile mutluluğu karıştırıyoruz. tatmin olmayı mutluluk sanıyoruz. yakaladığımız anda beklediğimiz her şeyin tatmin duygusu doğal olarak kaybolur. kaybolan mutlu olma halin değil.
yalnızlık da korkulacak, kaçılacak bir şey değil. yalnızsın ve yalnız öleceksin. kabul et. kabulleneceğin her sorun’un, her soru’nun üstesinden gelebilirsin. varlığını kabul etmediğin bir şeyi nasıl çözebilirsin.


-Aret Vartanyan

4 Aralık 2012 Salı

İçki

Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, her şeyin aynı olmasından. Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırtır. Sanırım içmek, ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar şeklidir.

“-Bir insanı sevmek mümkün mü?
- Tanımadığımız biri ise belki. Ben insanları pencereden seyretmeyi severim.”

Charles Bukowski

3 Aralık 2012 Pazartesi

35 Saniye

başarısızlıklar. birbiri ardına.
bir ördek göleti dolusu
başarısızlık. sağ kolum
ta omuzbaşıma kadar
ağrımakta

aynen hipodromdaki gibi.
bara yanaşırsın
gözlerin korkudan
yuvalarından fırlamış
ve dikip bitirirsin:
bar bacaklar kıçlar
duvarlar tavan
program
atpisliği

yaşanacak yalnızca 35 saniyen
kaldığını bilirsin
ve bütün kırmızı ağızlar
öpmek ister seni,
bütün elbiseler yukarı sıyrılıp
bacak göstermek ister sana,
borular
ve senfoniler misali
savaş misali
savaş
savaş misali

sonra barmen uzanır
ve der ki
duyduğuma göre
bir sonraki yarışta
6'yı sokacaklarmış.

sen de
canın cehenneme dersin,
anneannenin evindeki
artık orda bulunmayan
beyaz bir bulaşık bezine döner suratı.

sonra
o da bir şey söyler.

işte kolumu
böyle
incittim.



Charles Bukowski

Uzun Sessizlikten Sonra / After Long Silence


uzun sessizlikten sonra konuşmak, doğrusu bu
tüm geçmiş sevgililer el olur veya ölür
perdeler hatırsız gecenin üzerine örtülür
gaz lambasının vefasız ışığı gizlenir gölgesine
ve biz haykırarak türküler söyleriz
sanat'ın en yüce meselesi üstüne:
elden ayaktan düşmek; işte hikmet, ey toyluk
birbirimizi sevdik ve sonra da unuttuk.

Orj.
speech after long silence; it is right,
all other lovers being estranged or dead,
unfriendly lamplight hid under its shade,
the curtains drawn upon unfriendly night,
that we descant and yet again descant
upon the supreme theme of art and song:
bodily decrepitude is wisdom; young
we loved each other and were ignorant.

-William Butler Yeats 

ULUSLARARASI İZMİR TİYATRO FESTİVALİ BAŞLIYOR...

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin VAKIF (TAKSAV) tarih boyunca “tiyatrolar kenti” olarak bilinen, asırlardır tiyatroyu yaşayan ve yaşatan kentimiz İzmir’de,  tiyatro ışığını yeniden canlandırmak için,  17 yıldır Ankara’da gerçekleştirdiği Tiyatro Festivali deneyimini İzmir’e taşıyor. 

Yıllara dayanan Ankara deneyiminden süzdüklerimizi, İzmir’in yerel değerleri ile birleştirip, sizlerin  de katkılarıyla biçimlendirerek,  Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’nin ilkini  7-17 ARALIK 2012 tarihleri arasında gerçekleştireceğiz. Kadifekale’deki gecekondular arasına sıkışıp kalan 16 bin kişilik Antik Roma Tiyatrosu’nun gün yüzüne çıkarılması için yapılan çalışmalarda büyük adımların atıldığı bu dönemde,  İzmir'in genlerinde olan tiyatro sanatını yeniden canlandırmak ve geçmişte olduğu gibi uluslararası düzeye taşımak hedef olarak önümüzde durmaktadır.
     
FESTİVAL KAPSAMINDA 29 OYUN SEYREDİLEBİLECEK...

Eylül ayı içinde çağrısı gerçekleştirilen Festivale 100’e yakın tiyatro başvuda bulundu. Yapılan değerlendirmelerde;  şehir tiyatrolarından, Üniversite topluluklarına, özel tiyatrolardan, amatör topluluklara, çocuk tiyatrosundan, deneysel arayışlara  kadar tiyatro yelpazesinin tüm renklerini buluşturacak bir zemin kurgulanmaya çalışıldı. Sonuç olarak ilk Festivalimize 29 topluluğun katılması uygun görüldü.  2’si yabancı, 2’si Üniversite, 4’ü  Belediye, kalanı Özel ve amatör tiyatro,  Festivalin ilk konukları olacak. Oyunlar arasında dans tiyatrosu, çocuk ve sokak tiyatrosundan örnekler sergilenecek.

Festival oyunları İzmir’de değişik salonlarda ;  DEVLET TİYATROSU  Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Melek Öktem Sahnesi, DEVLET TİYATROSU Konak Sahnesi, KONAK BELEDİYESİ  Selahattin Akçiçek Sahnesi, MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI Tepe Kule Anadolu Salonu, GAZİEMİR BELEDİYESİ Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Bilet Fiyatları 10 ,-Tl ile 30,- TL arasında değişecektir.
 FESTİVAL ONUR ÖDÜLÜ Turgay TANÜLKÜ’ye, EMEK ÖDÜLÜ de  Prof.Dr. Bozkurt KURUÇ’a VERİLECEK...

Ankara festivalinin bir geleneği olan Onur ve Emek ödülleri dağıtımı İzmir Festivalinde de programa alındı. Seçici Kurul tarafından ilk Festivalin Onur Ödülünün; yıllarını ötekileri tiyatro ile buluşturmaya vermiş, oyuncu, eğitmen Turgay Tanülkü’ye, Emek Ödülünün ise 50 yılı aşkın süredir tiyatro dünyamıza emek veren Prof. Bozkurt Kuruç’a verilmesi uygun görüldü.

FESTİVAL HİÇ TİYATROYA GİTMEMİŞLERİ, TİYATRO İLE TANIŞTIRACAK...
 
Festival kapsamında “Sosyal Sorumluluk Projesi” olarak daha önce hiç tiyatroya gitmemiş bireyleri tiyatroyla tanıştırma sorumluluğunu da üstleneceğiz. Bu amaçla, önümüzdeki 5 yılda İzmir’de 5 bin hiç tiyatroya gitmemiş kişiyi, bu sanat dalı ile tanıştırmayı hedeflemekteyiz. Bu projemizle onları yerel yönetimlerin katkılarıyla ücretsiz olarak tiyatro salonlarımızda konuk etmeyi planlıyoruz.

 NEDEN FESTİVAL ?            
                                                                                                            
Her türden kültürel ve sanatsal etkinliğin bir arada ve iç içe yaşandığı, herkesin kaygısızca katılıp izleyebildiği, hayatın kendisinin yaşandığı, yaratıcı-üretici özelliklerin geliştirildiği festivaller, gerek ulusal gerekse uluslararası toplumsal ilişkiler açısından büyük önem taşımaktadır. 

Şenlikler, festivaller yüzyıllardır toplumun çeşitli kesimlerini bir araya getiren yaşam, paylaşım ve dayanışma alanları olmuştur. Bu açıdan bakıldığında festivaller her bakımdan toplumun canlanmasının ve olağan yaşam içinde pek alışkın olmadığımız coşku ve dayanışma duygularını harekete geçirebilecek gücün kaynağı işlevini üstlenmiştir.

İzmir Tiyatro Festivali zamanla farklı kültür ve ülkeler arasında;  sanatsal anlamdaki kesişme, benzerlik ve ayrılıkların altını çizmek, karşılıklı etkileşim ve paylaşımları artırmak, halkların dostluklarını pekiştirmek, kültürel dayanışmayı kurgulamak amacını sürekli gözetecek bir yapılanmada şekillenecektir.

Uyarlamalar kitabın ruhuna zarar veriyor mu?

Televizyon kanallarında pek çok roman uyarlamasıyla karşılaşmak, her cuma gösterime giren filmlerden en az bir tanesinin roman uyarlaması olduğunu fark etmek neredeyse kanıksadığımız bir şey haline geldi. Bu ay yaptığımız ankette de sizlere sorduk: “Sinema ve tv uyarlamaları hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye. 640 kişinin oy verdiği ankette en çok oylanan cevaba baktığımızda; 259 kişinin verdiği cevaba göre, “özellikle televizyon uyarlamalarının popüler kültüre hizmet ettiği için kitabın ruhuna zarar verdiği” kanısı yaygın. “Uyarlamaların birer hayal kırıklığı olduğu”nu söyleyenler ve “senaristlerin bu şekilde kolaya kaçtıkları”nı düşünenler de mevcut.

Olumsuz cevapların yanısıra, “uyarlamaların heyecan verici olduğu”nu düşünenler de var. İyi kurmacaları okuduğunda, onları televizyonda ya da sinemada izlemenin güzel olacağını düşünenler 158 oyla “Biz buradayız!” diyorlar. “Uyarlamaların yaygınlaşmasıyla birlikte izleyicilerin seyrettikleri dizi ve filmlerden etkilenerek, kitaplarını okuduklarını ve bunun da okuma oranını arttırdığı”nı düşünenler de yok değil. Tüm bu olanlara eleştirel yaklaştığını söyleyenler ise, bir uyarlamayı seyretmeden evvel kitabını alıp okuduklarını belirttiler.

Kaynak: www.sabitfikir.com

Amazon'un Brezilya çıkarması


Perakende satış devi Amazon, son aylarda gözünü Brezilya'ya dikmiş durumda. Önümüzdeki ay Brezilya'da bir Kindle mağazası açacağı söylentileri bir yana, dijital içerik dağıtıcısı Xeriph ile yaptığı anlaşma ve Brezilyalı bir yayınevi olan Saraiva'yı almak için kolları sıvamış olması da bu savımızı doğrular nitelikte.
   
Bloomberg'in verdiği habere göre, hem yayınevi, hem de kitabevi olan Saraiva'ya göz diken Amazon, Latin Amerika'da sahip olduğu ekonomik gücü kuvvetlendirmek amacıyla bu anlaşmaya ihtiyaç duyuyor. Hem Amazon, hem de Saraiva yetkililerince reddedilen bu söylentinin Brezilya medyasının yanlış bir haberine dayandığı söylendi.

 
Bunun yanı sıra, Amazon'un Xeriph ile bir anlaşma yaptığı haberi tamamen doğru. Xeriph, 200'ün üzerinde yayınevini temsil eden ve e-kitap dağıtıcılarına yön gösteren bir şirket. Bu 200 yayınevinden 20'si anlaşmayı kabul etmediklerini belirterek, Amazon'la ayrıca müzakerelerde bulunacaklarını söylediler.


Ve son olarak bir söylenti daha; Apple, Google ve Kobo'nun Brezilya'da e-kitabevi açmaya hazırlandığı kulaktan kulağa yayılmakta. Bakalım ilerleyen günlerde bu konuyla ilgili neler olacak?

Kaynak: www.sabitfikir.com
  

30 Kasım 2012 Cuma

Kaplanın Karısı

Kaplan farklı bir kaplan olsaymış, ta başından beri avcı olsaymış eğer, köye çok daha evvel inermiş. Şehirde başlayan uzun yolculuğu onu ancak köyün sırtlarına kadar getirmiş; kendisi bile neden orada kalmayı seçtiğini bilmiyormuş. Şimdi düşündüğümde, rüzgârın ve yoğun kar yağışlarının onu engelleyemeyeceğini, bütün bir kış boyunca yola devam edip farklı bir kilisesi olan farklı bir köye, insanların batıl inançlarının çok daha zayıf olduğu ve daha gerçekçi bir çiftçinin onu vurup boş bir çuval gibi şöminesinin üzerine asabileceği bir yere gidebileceğini görüyorum. Ama dağ -eğri fidanlar ve zemini kaplayan ölü dalları, mağaralarla kaplı dik yüzü ve kışın getirdiği açlıkla şaşkına dönmüş, pervasız hayvanları ile- kendi içinde büyüyen yeni hisler ve aşağıdaki köyün hayal meyal tanıdık kokularıyla birleşerek kaplanı esir almış olmalı.

-Téa Obreht

Düş

"Dikkatlerini uyuyan kişi üstünde yoğunlaştıran insanlar, hiçbir alıştırma yapmaksızın o insanın o anda ne düşündüğünü ve kiminle ilgilendiğini öğrenmeyi başarabilirler. Ve eğer bu sanatı ciddi biçimde uygularsanız; bir insanın ruhunu açıldığı anda incelerken, bu açılma anını gittikçe uzatabilir ve gittikçe derinleştirebilirsiniz, öyle ki onu su içindeymiş gibi, gözleri açık halde yakalayabilirsiniz. Böyle düşavcısı olunur işte."

-Milorad Paviç

Sizler bu yıl nelere niyetlenip nelerden vazgeçmek zorunda kaldınız?

Saatlerce hayattan, şundan bundan konuşurlardı; evet, mutluyum, hayır mutlu değilim, o kızı özlüyorum, o işi istiyorum, heyecan arıyorum. Çoğunlukla yalan söylerlerdi. İsteyerek değil ama, çıkıverirdi ağızlarından. Bir süre sonra ikisi de bundan sıkılmaya başladı. Bu yüzden borsadan ve spordan konuşmaya başladılar. Sonra Uzi dört-biralık testi icat etti. Basitti: Her üç haftada bir bir bara gidip dörder bira içeceklerdi. İlkini hiç konuşmadan içeceklerdi. İkincisini kendilerini nasıl hissettiklerine dair konuşarak. Üçüncü ve dördüncü birada da öyle. Her seferinde dolgun bahşiş bırakıyorlardı. Bazen kusuyorlardı, fakat mekân sahipleri buna alışmışlardı. Sonra Eytan bir aylık ihtiyati askerlik görevine gitti, ardından Uzi’nin şirkette büyük bir proje hazırlaması gerekti, bu yüzden altı hafta görüşmediler. O altı hafta zarfında Eytan hippi tarzı bir sakal bıraktı, Uzi ise üç kez sigarayı bırakmaya teşebbüs etti.

-Egtar Keret

26 Kasım 2012 Pazartesi

Misunderstood Lyrics Medley


Şifre Ağacı


Gölge

Dünyadaki en güzel şey gölge olmalıydı. Gölgenin milyonlarca kımıldayan şekli ve çıkmaz sokakları. Büro çekmecelerinde, dolaplarda, bavullarda hep gölge vardı. Evlerin, ağaçların, taşların altında ve insanların gözlerinin, gülümsemelerinin ardında da gölge vardı. Ve dünyanın gece tarafında kilometrelerce gölge vardı yine.

-Sylvia Plath

Tekrar

Aynı yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı 
insanlar, tekrarın tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el 
sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların
içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp 
dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.


-Hasan Ali Toptaş


Rüya Makinesi


İzmir'de Etkinlikler


24 Kasım 20:00 İsmet İnönü - Ücretsiz

Çocuk Korosu

 24 Kasım 20:30 AKM

Atilla Özdemiroğlu

24 Kasım 21:00 Bura Lokal

Kerem Görsev Trio

26 Kasım 20:00 İzmir Sanat

Sanart Ensemble Dünyadan Türküler

26 Kasım 20:30 Karşıyaka Opera

Karşıyaka Filarmoni Orkestrası

 27 Kasım 20:00 AASSM

Hezarfen Ensemble - Altay Dilleri Kompozitörler

 28 Kasım 20:00 Tepekule

Grup Son Dakika Jazz, Latin ve Pop Ezgileri

 28 Kasım 20:00 İsmet İnönü - Ücretsiz

Kent Orkestrası

29 Kasım 18:00 Güzelyalı Kültür Sanat Merkezi Güzelyalı Kültür Sanat Derneği Türk Sanat Müziği Korosu

 29 Kasım 20:00 AASSM

Baroque Ensemble La Folia

29 Kasım 21:00 Bios

Bulutsuzluk Özlemi

30 Kasım 20:00 Güzelyalı Kültür Sanat Merkezi Elena Nikitina Piyano Resitali

30 Kasım 20:00 İzmir Sanat - Ücretsiz

Sinematek - Alice Kentlerde

 30 Kasım 20:30 Karşıyaka Opera

Olmanın Halleri - Taş Yorumları Şan Konseri

30 Kasım 20:30  AASSM

"Mehmet Aktuğ Anısına"

Şef                         Kevin GRIFFITHS

Solistler               Wenzel FUCHS Klarinet

Program              Mehmet AKTUĞ Odysee, C.M.Von WEBER Klarinet Konçertosu NO:2 mibemol majör op.74, G.BIZET Senfoni NO: 1 Do Majör

30 Kasım 21:30 Zeus

Malt

30 Kasım 23:00 Ooze

Seksendört

1 Aralık 20:30 AASSM

Fatih Erkoç & Kerem Görsev Trio

1 Aralık 21:00 Bura Lokal

Okay Temiz Percussion Session

1 Aralık 21:30 İzmir Arena

Sıla

4 Aralık 20:00 AASSM

Klarissimo

5 Aralık 20:00 Elhamra

İspanyol Gecesi

6 Aralık 20:30 AKM

Cem Çelebi

7 Aralık 20:30 AASSM

Şef                         Albrecht MAYER

Solistler               Albrecht MAYER Obua

Program              L. van BEETHOVEN          Egmont Uvertür op.84, J.HAYDN Obua Konçertosu Do majör Hob.VII:cı, L. van BEETHOVEN Senfoni No:3 Eroica mi bemol majör op.55

7-8 Aralık 21:00 İzmir Arena

Efes Pilsen Blues Festival

7 Aralık 22:30 Zeus

Bülent Ortaçgil

7 Aralık 23:00 Ooze

Rafet El Roman

8 Aralık 21:00 Bura Lokal

Birsen Tezer

8 Aralık 21:30 911 Bar

Amy Winehouse Tribute by Merve Özçubukçuoğlu

9 Aralık 20:30 İsmet İnönü

Büyük Ev Ablukada

11 Aralık 20:00 AASSM

Klarnet ve Piyano

13 Aralık 21:00 AASSM

Yasmin Levy

13 Aralık 21:30 Bios

Asaf Avidan

14 Aralık 20:30 Ege Üniversitesi Mötbe salonu "Türkiye-Azerbaycan Dostluk Konseri"

Şef                         Ender SAKPINAR

Solistler               Elvin HOCA Keman, Toğrul GANİOĞLU Keman

Program              P. de SARASATE Carmen Fantezi, R.HACIYEV Keman Konçertosu, J.STRAUSS İmparator Valsi, J.STRAUSS Çekiç ve Örs Polkası, J.STRAUSS Mavi Tuna Valsi, L.ANDERSON Daktilo Polkası

14 Aralık 22:00 Zeus

Vega

14 Aralık 23:00 Ooze

Cem Adrian

15 Aralık 20:00 Mavişehir Spor Salonu

Anadolu Ateşi Evolution

21 Aralık 20:00 Elhamra

İspanyol Gecesi

21 Aralık 20:30 AASSM

Şef                         Cem Mansur

Solistler               Hande KÜDEN  Keman

Program              D.ŞOSTAKOVIÇ Keman Konçertosu No.1, D.ŞOSTAKOVIÇ Senfoni No.5

21 Aralık 21:30 911 Bar

Metallica Tribute by Murder King

21 Aralık 22:30 Noxx

Coldplay Tribute: Coldplace

21 Aralık 23:00 Ooze

Zakkum

22 Aralık 21:00 İzmir Arena

Zuhal olcay & Halil Sezai 
22 Aralık 23:30 Noxx

Jay Jay Johanson

28 Aralık 20:30   AASSM

"Yeni Yıl Özel Konseri"

Şef                         Ender SAKPINAR

Solistler               Vokaliz

Program              Vokaliz Özel program

28 Aralık 23:00 Ooze

Oğuzhan Uğur

29 Aralık 22:00 Zeus

Yeni Türkü


Yaşadığınız kriz en iyi krizdir!

Hayatımız boyunca aldığımız birçok kararın ardından “Keşke!..” dediğimiz anlar oldukça fazladır. O anda ne kadar geç kaldığımızı düşünür ve derin bir pişmanlık duygusu içine gireriz. “Keşke onu almayıp bunu alsaydın!..”, “Keşke onu yapmayıp şunu yapsaydın!..” dediğimiz anlarda daima çok geç olduğunu düşünürüz. Rasyonel dünya pişmanlıkları hayatımızın bir parçası kılar. Biz de sürekli beynimizin bir köşesini pişmanlık duygusuna kiralamış gibi davranırız. Neredeyse her kararın ardından bir de karşıt pişmanlık duygusu geliştiririz.

“Keşke şu elbiseyi alsaydın” ile başlayan pişmanlıklar “Keşke diğer hisse senedini alsaydın”, “Keşke başka biriyle evlenseydin”e kadar uzanır. Ekonomistler de çoğu zaman çözüm önerilerini “keşke”lere dayandırırlar. Mesela 2007 finansal krizinin çıkmaması için öncesinde neler yapılması gerektiğini anlatıp dururlar. Keşke türev ürünler piyasası düzenlense, konut kredileri herkese verilmese, menkul kıymet piyasası şişirilmese gibi birçok keşke sunarlar. Pişmanlıklara merhametli davranan karar sistemimiz bu tür yaklaşımları her zaman samimi ve rasyonel bulur. Peki ya bunlar doğru değilse?.. Yani geçmişte verilen karar en iyi kararsa?..

Böyle bir soruya yanıt vermek oldukça zordur. Geçmişte verilen bir kararın yarattığı tüm olumsuzluklara rağmen en doğru karar olduğunu savunmak nasıl mümkün olabilir?

Amerikalı ekonomist Jeremy Rifkin “Entropi” adlı kitabında bunun yanıtını evrendeki düzensizliğin giderek azalmayıp tersine sürekli arttığı bakış açısıyla anlatır. Konunun teorik fiziksel yanını merak edenler bu kitabı okuyabilirler ama biz şimdi daha farklı bir açıdan bakarak yanıtı bulmaya çalışacağız. Gary Belsky, “Why smart people make big money mistakes” adlı kitabında öğrenciler üzerinde yapılan bir grup araştırmadan bahseder. Sınavlarda ilk seçtikleri seçeneği hatalı olduğu gerekçesiyle sonradan değiştirip farklı bir seçeneği işaretleyen öğrencilerin verdikleri yanıtlar izlenir. Sonuçlar hiç de beklenildiği gibi değildir. Öğrencilerin hatalı olduklarını düşündükleri ilk yanıtların %75’i doğrudur. Yani öğrenciler ileride bir “keşke” tuzağına düşmemek için doğru yanıtlarını değiştirmişlerdir. Peki bu sonucu nasıl yorumlamalıyız?

Uzun yıllardır pişmanlık duygusunu araştıran psikolog Thomas Gilovich, 1995 yılında yazdığı “The experience of regret: what, when and why” adlı makalesinde bilinenin ötesinde oldukça farklı bir sonuca ulaşır. Araştırmaya katılanlardan hayatları boyunca en çok pişmanlık duydukları şeyleri sıralamaları istenir. Liste uzun olsa da son derece tanıdıktır. Okulda yeterince başarılı olmamak, kötü kariyer tercihi yapmak, sevmediği biriyle evlenmek gibi pişmanlıklar listenin en tepesindedir. Gilovich, pişmanlıkları üzerine katılımcılarla yaptığı testlerde, meydana gelen bir şeyin olumsuz sonuçlarını görmeleri kişileri pişmanlık duygusuna yönelttiğini görür. Çünkü yapılan bir seçim sonucu ortaya çıkan olumsuz bir sonucu görmek ve değerlendirmek herkes için oldukça kolaydır. Fakat Gilovich olumsuz sonuçlar üzerine duyulan pişmanlıkların sınırlı olduğunu fark eder. Çünkü kişilerin ortaya çıkan sonuçları bir süre sonra kabul ettiklerini fark eder. Yanlış bir kariyer, doğru olmayan bir evlilik veya okuldaki başarısızlığın yarattığı olumsuz sonuçlara kişilerin yüklediği pişmanlık duygusu son derece sınırlıdır. Yeni hayata alışmak kısa sürmüş gibidir. Peki öyleyse, nasıl oluyor da hala bu insanlar hayatlarının en büyük pişmanlığı dediği bu olayları unutamıyorlar?

İşte Gilovich’in takıldığı yer burasıydı. Geçmişte yaptıkları seçimlerin olumsuz sonuçlarını bugün kabul eden insanlar neden hala pişmanlık duymaktadırlar? Gilovich araştırmalarına devam eder ve sonunda bu sorunun yanıtına ulaşır. Kişilerin olmuş şeyler hakkında duydukları pişmanlık sınırlı olsa da olmamış şeyler hakkındaki pişmanlıkları sınırsızdır. Çünkü olası olumlu seçimlerin sayısı sınırsızdır ve bu tamamen sizin hayal gücünüzle alakalıdır. Mesela bir hisse senedini alarak yaşadığınız bir kayıp sonrası, oluşan zarar nedeniyle duyacağınız pişmanlık sınırlıdır. Fakat o hisse senedi yerine keşke şunu alsaydım şeklinde duyduğunuz bir pişmanlığın maalesef sınırı yoktur ve bunu sonsuza dek bir pişmanlık olarak taşıyabilirsiniz. Ya da onunla değil de şununla evlenseydim dediğinizde yeni aday sayısını milyarlara kadar arttırabilirsiniz. İşte bu tür bir pişmanlığın sonu yoktur ve hayatınız boyunca sizi etkileyebilir.

Yaşadığımız en büyük pişmanlığın geçmişte yaptığımız hatalar değil, bugün dediğimiz “keşke”ler olması muhtemeldir. Çünkü bugün yaptığımız mücadele, başkalarının geçmişteki pişmanlıklarından farklı bir şey değilmiş gibi durmaktadır.

Bu açıdan değerlendirildiğinde bugün yaşadığımız kriz de en iyi krizdir herhalde!


Kaynak: http://globalekonomikmonitor.blogspot.com/

Dali, Hitchcock ile buluşunca: Spellbound ve Dali’nin tasarladığı düşler.


Etgar Keret ve Shira Geffen imzalı bir kısa film: What About Me?


Very hot peppers

Neden beklenti içerisine girer insan? Bunun hayal kırıklığını tetiklediğini bile bile. Her zaman en kötüsünü mü ummalı yoksa? O zaman da "çok negatif" bir insan demezler mi sana? 

Mantık çerçevesine oturttuğum halde hala eksikler hissediyorum. Ne istediğimi biliyorum ve bundan sonsuza kadar uzak durmam gerektiğini de. Bu tip bir çelişki yoruyor insanı. Olman gerektiğin, ait olduğun yeri buluyorsun ama oradaki sorunları aşamıyorsun. 

"Sorun"lar kendiliğinden oluşur mu? Sanırım buna cevabım evet olur. İyi niyetin hiçbir işe yaramadığı durumlar vardır. Karşı tarafa söylediğin her kelime ayrı bir filtreyle aktarılır, cevaplar da sana aynı bu filtreden süzülerek gelir. Pek bu durumda ne yapmalı? Hiçbir şey yokmuş gibi yola devam etmeli mi? Yoksa aradaki filtreyi kaldırmalı mı? Belki de "anlaşamadığın" birini özlemek yasaklanmalı.


-Panda being a panda

23 Kasım 2012 Cuma

Can Ateşi

Bir İki

Üç Dört Beş Altı

Yedi Sekiz
Dokuz On On bir

Saydı: On bir doğan gökyüzünde yavaş yavaş daireler çiziyorlar.
Gülümseyerek saydı: On bir doğan o sabah, puslu bir gök, yakıyor, yaz-ortası, temmuzda bir gün, isimsiz bir gün.
Gardiyanlardan birinin başparmağı gözünü oymuştu ama saydı, sanki hayatı, ruhunun devamı buna bağlıymış gibi saydı: On bir kerkenez havalanıyor... Döne döne aşağı iniyor, o kadar zarif ki... Sonra yükseliyor... Sonra tekrar yavaşça, döne döne aşağı iniyor. Boz-renkli tüyler, akıllıca bir kamuflaj. İyice açılmış kanatları o kadar güçlü ki hemen hemen hiç hareket etmeden ağırlıklarını taşıyor.

Avcılar. Gökyüzünün efendileri.

Ben de sizlerden biri miyim? Beni de alın..


-Joyce Carol Oates
Kaynak: http://sireninsesi.blogspot.com/ 

Zengin ve yakışıklıysanız evde kalabilirsiniz!

Bugün artık finansal piyasalarda işlem yapan profesyonellerden amatörlere kadar herkes casino mantığı içinde düşünme yetisi kazandığı için, her gün büyük dalgalanmalar gösteren hisse senetlerinin fiyatının nasıl oluştuğu ve neyi ifade ettiği hakkında pek fazla bilgi sahibi değildir. Günlük faaliyetlerini gerçekleştiren firma çalışanları da şirketlerinde herhangi bir normal dışı durum olmadığını bilseler de şirketlerinin hisse senetlerindeki gün içi değişimleri normal karşılarlar. Peki ama her an değişen hisse senedi fiyatlarını nasıl yorumlamalıyız öyleyse? Bu kadar normal karşılamak bizi anormal durumuna düşürmez mi?

Ekonomistler bu değişimin mantıksal dışavurumunu genellikle etkin piyasalar hipotezi ile yaparlar. Piyasaların bilgi açısından etkin çalıştığını bu nedenle de hisse senedi gibi varlıkların mevcut bilgiye ve yeni bilgiye en yüksek hızda tepki verdiğini söylerler. Bir hisse senedinin değerinin mevcut bilgiyi içermesi oldukça mantıklıdır ama yeni bilgiyi içerdiğini söylemek biraz ezoterik olmaz mı? Ekonomistlere göre yeni bilgi şu anda bilinmeyen fakat gelecekte rastlantısal olarak ortaya çıkacak bilgi olarak tanımlanır. Kaba bir çıkarımla açıklamak gerekirse, bugün yaptığımız bazı tahminler bize gelecekte bir şeyler olacağını söyler ve sonra da bu olayların gerçekten olduğu varsayımını kullanarak hisse senedi fiyatlarını değiştiririz. Herkesin hayal gücü olduğu için de fiyatlar dalgalanır durur. Her ne kadar eleştirel yanı güçlü olsa da etkin piyasalar teorisi son derece karmaşık bir değerleme modeli kullanır. Şu ana kadar birçok bilimsel model ileri sürülse de bu değerleme modelinin hangi insan davranışından evrildiğini söyleyen çıkmamıştır. Gelin şimdi hep beraber hisse senetlerinin günlük fiyatlarının ardındaki irrasyonel insan davranışını bulmaya çalışalım. Bunu yaparken de daha kolay anlaşılmasını sağlamak için facebook örneğini kullanalım.

Dünyanın en büyük müşteri portföyüne sahip şirketi olan facebook 17 Mayıs 2012 tarihinde 38 dolar fiyat ile halka arz edildi. Dünya sosyal medyasını veya başka bir ifadeyle söylersek dünya düşünme, yaşama ve paylaşma işlem hacminin neredeyse tamamını elinde bulunduran facebook için 38 dolarlık başlangıç fiyatı son derece makuldü. Fakat facebook’un değeri halka arz olur olmaz düşmeye başladı. Önlenemez çöküş bugün bile sona ermiş değil. Facebook’un şu an değeri 23 dolar seviyelerinde. Hala insanlar facebook’ta hesap açmaya devam ederken, şirketler aktivitelerini facebook’a kaydırırken ya da kısaca dünya facebook ile yaşamaya devam ederken, şirketin hisse senetleri neden bu kadar düşük bir fiyattan değerleniyor? Hangi düşünce ve davranış şeklimiz bu fiyatı oluşturuyor? Ya da etkin piyasa hipotezini savunan ekonomistlerin bakış açısıyla sorarsak, gelecekte ne tür bir olayın olmasını bekliyoruz da bu bilgiyi şu anki fiyatlara yansıtarak fiyatı bu seviyelere düşürmüş bulunuyoruz?

Bu zor sorunun yanıtı kadınların anlaşılması oldukça zor bir davranış şeklinde saklı. Psikolog Simon Chu ve bir grup arkadaşı 2007 yılında “Too good to be true?” adlı bir makale yayınlarlar. Makale kadınların karar verme sisteminde o ana kadar ortaya konulamamış çok tuhaf bir şeyi ortaya çıkarmaktadır: “Bazı harikalar gerçek olmamalı!”

Chu ve arkadaşları kadınlar hakkında herkesin bildiği bir gerçekle yola çıkarlar. Kadınlar iyi görünüşlü ve mevki sahibi erkeklerden hoşlanmaktadırlar. Birçok kadını deneylerine konu eder ve bu varsayımların ne kadar doğru olduğunu uzun vadeli bir ilişki açısından test ederler. Yapılan deneylerde kadınlar birçok erkeğin fotoğraflarına ve kısa özgeçmişlerine bakarlar ve kararlarını veriler. Kadınların tamamına yakını iki farklı erkek modelini evlenilecek erkek olarak seçerler. Bunlar yakışıklı ama yüksek bir mevki sahibi olmayan erkekleri ile yakışıklı olmayan ama yüksek bir mevki sahibi olan erkeklerdir. Fakat bu sonuçlar araştırma ekibini oldukça şaşırtır. Çünkü kadınlar en mantıklı ve değerli evlilik seçeneği olan hem yakışıklı hem de mevki sahibi olan erkekleri seçmezler. Yani yakışıklı erkekler diğerlerine, yüksek mevki sahibi olanlar az maaşı olanlara tercih edilirken hem yakışıklı hem de yüksek mevki sahibi olan erkekler uzun vadeli bir ilişki ya da evlilik için tercih edilmemiştir. Peki, en rasyonel seçenek olan bu seçenek neden tercih edilmemiştir dersiniz?

Simon Chu ve arkadaşları bu kez araştırmalarını bu soruya yöneltir ve kısa zamanda kadınların neden böyle karar verdiğini bulurlar. Kadınlar şöyle düşünmektedir: “Hem yakışıklı hem de yüksek mevkili bir erkek tüm kadınlar tarafından hoş bulunacağından eşine sadık olmama ihtimali yüksektir.”

Evet kadınlar gelecekte olması muhtemel bir olayı olması yüksek ihtimalmiş gibi karar mekanizmalarına ekleyerek kararlarını vermişler ve hem yakışıklı hem de mevki sahibi erkekleri evlilik için tercih etmemişlerdir. İşte hisse senetlerinin fiyatlarının oluşmasında da kadınların bu karar verme sistemlerinin izleri vardır.

Facebook örneğine dönersek sosyal medya gibi 5 yıl, 10 yıl veya 20 yıl sonra hangi boyutta olacağı bilinmeyen bir alanda facebook gibi güçlü bir şirkete bile güvenemezsin. Bugün hem çekici hem de mevki sahibi biri gibi olsa da şirketin son derece hızlı değişen dünyada gelecekte başka bir trendin etkisiyle yok olup olmayacağını kim garanti edebilir?.. İşte bu risk bugünkü fiyatlara yansıtılır ve bunun sonucunda da fiyatların sürekli değişen yapısı ortaya çıkar.

Kadınların gelecek hayallerini gerçeğe dönüştürürken kullandıkları “bazı harikalar gerçek olmamalı” bakış açısında olduğu gibi piyasalar da şirketler ne kadar harika olsalar da geleceğin getirebileceği en olumludan en olumsuza uzanan her çeşit senaryoyu kararlarına yansıtarak fiyatların günlük dalgalanmalarına ve oluşmasına neden olurlar.

Finansal piyasalardaki herkes bugün hisse senetlerinin değerindeki dalgalanmayı sorgulamadan normal bulmaktadır. Alışılabilir olan her şey doğal gözükmeye başlarsa, doğal olmayan her şey de sadece alışılmış olmayan olarak görülür. Sonrasında da yaşanan en acı krizler bile sadece alışılmadık olarak değerlendirilip köklerindeki doğal olmayan davranışların ortadan kaldırılmasına asla yönelinmez. Bu nedenle de krizler kolay kolay çözülemez.


Kaynak: http://globalekonomikmonitor.blogspot.com

Ultimate Frisbee Sporu

Dünyada yaygın bir spor olan Ultimate Frisbee henüz ülkemizde yaklaşık 5 senedir tanınıyor.Bu sporun en ilginç yanı,kadın ve erkeğin beraber oynayabildiği 2 spor dalından biri olması diyebiliriz.Henüz çok yaygın olmasa da Türkiye'de turnuvalara katılabilecek 6 takımımız mevcut.Halen kurulma aşamasında da devam eden takımlar var.

Oyunun Kuralları Nelerdir?
  • Oyunda Handler yani kurucu ve becerili oyunculardan oluşan bir mevki ile Cutter'dan oluşan hızlı koşanların oluşturduğu 2 mevki var.
  • Oyunun diski eldeyken koşulmuyor,yürünmüyor ve sabit bir ayakla hareket ediliyor.
  • Disk 10 saniye içinde elden çıkmalı,yoksa disk diğer takıma geçiyor.
  • Oyunun diğer ilginç yanı,temas yok,rakibe dokunulmuyor.
  • Oyuncu değişim hakkı sınırsız.
  • Oyun genel olarak çok yorucu diye nitelendiriliyor.
  • Çim saha,plaj ve kapalı sahada oynanabiliyor.
  • Koşan oyuncuya faul yapılırsa oyuncu diski tutmuş sayılıyor ve oyuna devam ediliyor.Atışta yapılan faulde,eğer oyuncu bu faulu redderse başa dönüp,oyunu kalan yerden devam ettirmek gerekiyor.
  • Bu oyunda centilmenlik,sportiflik,dostluk ve arkadaşlık ön planda olmasıyla ayrı bir önem kazanırken,sporun yaygınlaştırılması oyuncuların başlıca hedefleri arasında.
-Begüm Yıldırım
Kaynak: http://www.inploid.com

Futbolun tadı yok

Test değil...
Hafıza tazeleyelim.

Fener’in elendiği maçta Pendikspor lehine penaltı veren hakem kimdi? Levent Yardımcı.

O sezon, Pendikspor Fenerbahçe’yi eledi, Pendikspor’u hangi takım eledi? Çanakkale Dardanel.

Çanakkale, Pendik gibi ikinci kümede olmasına rağmen, aynı turda, hangi ‘büyük’ü eledi? Beşiktaş.

Beşiktaş’ı eleyen Çanakkale’nin teknik direktörü kimdi? Beşiktaş’tan gönderilen Fuat Yaman.

O sezon Türkiye Kupası’nı kazanan Galatasaray, finalde kimi yendi? Antalyaspor.

Galatasaray’ın başında Fatih Terim vardı. Antalyaspor’un teknik direktörü kimdi? Metin Ünal.

O sezon, Türkiye Kupası Finali hangi şehrimizde oynandı? Pendik’le aynı ligde bulunan Diyarbakır’da.

O sezon, Türkiye Kupası Finali’ni hangi televizyon yayınlamıştı? Cine 5.

O sezon, Süper Lig’den hangi takımlar düştü? Altay, Göztepe, Vanspor.

Bugün Fener’in başında bulunan Aykut Kocaman’ın o sezon forma giydiği İstanbulspor, Süper Lig’i kaçıncı bitirmişti? Sondan dördüncü, averajla kümede kalmıştı.

Aykut Kocaman, kümede kaldıkları son maçta hangi mevkide forma giymişti? Yedek kulübesinde.

Pendik’e elenen teknik direktör Zeman, şu anda Roma’yı çalıştırıyor... Pendik’e elenmeden önce Fener’e hangi takımdan gelmişti? Gene Roma’dan.

Zeman, Pendik’e elendikten sonra Napoli’ye giderken... Pendik zaferinin mimarı, Pendikspor Teknik Direktörü Kamil Erdem nereye gitti? Üçüncü kümeye.

O sezon, Pendikspor’la birlikte üçüncü kümeye düşen ve şu anda Süper Lig’de fırtına gibi esen takımlar hangileri? Orduspor ve Kasımpaşa.

O sezon Süper Lig’e yükselip, şimdi adı sanı duyulmayanlar hangileri? Yimpaş Yozgat ve Siirt Jetpa.

Hafızamızın skor’una bakarsak...
Bunca olay, bunca isim arasından, net olarak, sadece ne kalmış aklımızda? Pendik faciası.

Çünkü, sadece kontrast’lar kalıyor aklımızda...
Küçük balığın büyük balığı yutması, hakemlerin doğru yerine yanlış düdük çalması, uzatma golü şampiyonlukları, çizgiyi geçti geçmedi’yle alınan kupalar, atılandan çok kaçırılan penaltılar kalıyor.

Demem o ki... Futbolun tarihini, söylenenin aksine, başarılardan çok, aslında, başarısızlıklar yazıyor.


 
-Yılmaz Özdil
 

22 Kasım 2012 Perşembe

Bu krizden bizi ancak 11 yaşındaki bir çocuk kurtarabilir!

Avrupa Birliği maliye bakanlarının Yunanistan konusunda anlaşma sağlayamaması yine piyasaların gündeminde. Endişeler yine artmaya başladı. Çünkü AB ve Almanya gibi lider ülkelerin çözmesi gereken tek sorun Yunanistan değil. Masada üç büyük sorun duruyor. Bunlardan ilki ve en önemlisi AB’nin devamlılığı. İkinci sorun Yunanistan’ın mali yönden desteklenerek euro birliğinin dışına çıkmamasını sağlamak. Üçüncü sorun ise diğer Avrupa ülkelerindeki kriz nedeniyle euro birliğinin ve dolayısıyla euronun dağılma ihtimali. İşte AB yöneticileri böyle bir ortamda Yunanistan’a gereken desteği vermeli miyiz diye düşünüyorlar. Birlik ülkeleri, vatandaşlar ve yatırımcılar da bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyorlar. Ne dersiniz, sizce Birlik yöneticileri Yunanistan’ın bir türlü düzlüğe çıkamayan ekonomisini kurtarmalılar mı?

Aslında piyasaları tedirgin eden bu sorunun yanıtını bulmak oldukça kolay. Bu birçoklarına şaşırtıcı bir çıkarım gibi gelebilir. Ne yapılması gerektiği üzerine odaklanmak yerine AB’nin ne karar vereceğini söylemek yıldız falcılığından başka bir şey değildir diye düşünenler şüphesiz çoğunluktadır. Çünkü rasyonel bir ekonomist daima en iyi çözümü arar. Fakat çözüm bazen ortadadır ve onu görmek irrasyonel bir bakış açısı gerektirebilir. Evet, AB’nin Yunanistan konusunda hangi kararı vereceğini bilmek çocuk oyuncağı! İnanılmaz gibi gelse de 11 yaşındaki çocuk bile Yunanistan konusunda hangi kararın verileceğini kolayca bulabilir. Nasıl mı?.. Sadece biraz oyun teorisi ve davranışçı finans bilerek…

Japon elektronik firması Maspro Denkoh 2005 yılında elindeki kıymetli tabloları satmaya karar verir. 20 milyon dolar değerindeki tablolar içinde Picasso, Van Gogh, Cezanne gibi ressamların tabloları yer almaktadır. Bu tabloları satmak için iki büyük şirket Sotheby’s ve Christie’s firmaya başvurur. Fakat firma bu iki büyük müzayede evi arasında karar veremez ve firmalara şöyle bir bildirimde bulunur: “Tek el taş, makas, kağıt oyunu oynanacak ve kazanan resimleri satacaktır.”

Taş, makas, kağıt oyunu belki de her yaşta oynanan en yaygın el oyunlarından biridir. İki kişi ile oynanan bu oyunda eller taş, makas, ya da kağıt formuna sokulmadan önce yumruk yapılır, aynı anda üçe kadar yavaş yavaş sayılarak ele istenilen şekil verilir ve kazanan belli olur. Bu basit oyunda taş makasa, makas kağıda, kağıt da taşa üstün gelir. İşte Japon elektronik firması Maspro Denkoh’un müzayede evlerinden oynamasını istediği oyun budur.

Sotheby’s oyunu tamamen bir şans oyunu olarak değerlendirir ve kazanma şansını %50 olarak görür. Düşünceleri son derece rasyoneldir; böyle bir oyunda karşı tarafın ne yapacağını bilemezsin. Sonra da teklifini firmaya iletir. Sotheby’s’in teklifi kağıttır.

Şimdi sıra Christie’s’in teklifindedir. Fakat onlar Sotheby’s gibi bunun bir şans oyunu olduğunu düşünmezler ve tarihin en genç davranışçı finans ve oyun teorisyenlerini işe alırlar. Bunlar Flora ve Alice adlarında 11 yaşındaki ikiz kardeşlerdir. Flora ve Alice bu oyunu okulda öğrenmişler ve boş zamanlarında eğlenmek için oynamaktadırlar. Christie’s onlara eğer böyle bir oyuna katılsaydınız hamleniz ne olurdu diye sorar. Kızlar biraz düşündükten sonra makas yanıtını verirler. Christie’s teklifini makas olarak firmaya gönderir. Kısa bir süre sonra yanıt gelir. Kazanan Christie’s’dir.

Bu sonuca Christie’s de şaşırır. Çünkü bu hiç beklemedikleri bir sonuçtur. Şaşkınlıkla Flora ve Alice’e dönerler ve oyunu nasıl kazandıklarını sorarlar. Kızlar, doğru yanıtı bulmalarının çok kolay olduğunu söyleyerek üç aşamalı stratejilerini anlatırlar.

 Taş psikolojik olarak en güçlü hissettiren seçenektir.
 Eğer rakibiniz bir acemiyse; o, sizin taşı seçeceğinizi düşünür ve kendisi taşı yenecek olan kağıdı seçer.
 Öyleyse sizin seçmeniz gereken makastır.

Flora ve Alice şansın doğasını basit bir yaklaşımla çözmüşlerdi. Onlara göre Sotheby’s acemiydi ve hataya düşecekti. Öyle de olmuştu.

İşte bugün Yunanistan’ı kurtarıp kurtarmamaya karar verecek olan Avrupa Birliği temsilcileri aslında masada üç seçenekle karşı karşıyalar ve oynamaları gereken taş, makas ve kağıt oyunu. Psikolojik olarak en güçlü hissettiren seçenek, yani taş, Birliğin her koşulda devam etmesi. Taşı yenecek olan kağıt rolündeki sorun ise euro birliğinin sona ermesi. Herkes bu iki sorun arasındaki düşünürken makas rolündeki seçenek olan Yunanistan’a gereken desteğin her koşulda verilmesi kazanan olacaktır. Çünkü Birliği yönetenler tecrübeli insanlar ve acemiler hangi seçeneği seçerse seçsin onlar neyi seçmeleri gerektiğini biliyorlar. Bunu daha önce de defalarca yaptılar.

Finansal piyasalarda sadece zayıf olanlar şansı suçlarlar. İyi ve kötü şans, iyi ve kötü seçimler sonrası geliyorsa yapmamız gereken biraz daha fazla düşünmek olabilir. Eğer Avrupalı liderler yaşadıkları krizi çözemiyorlarsa 11 yaşındaki herhangi bir çocuktan yardım alabilirler. O mutlaka çözümü bulacaktır.
 
Kaynak: http://globalekonomikmonitor.blogspot.com