Önceki gün bütün yaz
yemyeşil olan, altından defalarca geçtiğim ağacın üst dallarında ilk sarı
yaprağı gördüm.
Filmlerdeki gibi daha
uçarak yere düşmedi ama bütün işaretler tamamlandı.
Aniden bastıran, sonra
arkalarında buhar tüten asfaltlar bırakarak dinen sağanaklar…
Sabah serinlikleri…
Erken kararmaya başlayan
gün…
Geceleri açık
bırakıldığında artık üşüten pencereler…
Gelmekte olanı haber
veriyor işte…
Hayatımıza bir sonbahar
daha gelmekte.
***
Sonbahar gelirken beni en
çok ne ürkütür biliyor musunuz?
Bu mevsimde
hissettiklerimiz bir geceden sabaha kaybolmaz…
Yazın havailiğiyle
dolaşıp duran ruhumuz yeniden yuvasına döner…
Duygularımız yeniden bu
yeni yuvada yerleşik hale gelir…
Uçucu hiçbir şey kalmaz.
Duygular, ağır demir
bilyeler gibi yerleşir yuvalarına.
İşte sonbahar gelirken
beni en çok hırpalayan şeydir bu.
Her ışık, her yağmur
damlası, her rüzgar, her yaprak, her şarkı içimize değer…
Hiçbir şey uçup geçmez
artık.
Berrak ışıkları,
serinleyen sabahlarıyla gelen sonbahar dokunduğu her duyguyu besleyip
büyütür…
Yalnızlar o yüzden daha
yalnız…
Yaralar daha sancılı…
Özlemler daha dayanılmaz
olur.
Sonbahar geldi mi içimize
çöken hüzün budur işte.
Başkalarından kaçsak bile
duygularımızdan kaçamayız…
Bu mevsimde bütün
insanlar, bütün duygular, kara kalemle çizilmiş keskin çizgilerle girer
hayatımıza.
Bize gelen herkes kendini
de getirir…
Gittiğimiz herkese
kendimizi de götürürüz.
Ne ilkbaharın çocuksu
yanları, ne yazın baştan çıkarıcı yalanları sonbaharın ağırbaşlılığı içinde
kendine yer bulabilir…
Gülersek gerçekten
güleriz, acı çekersek gerçekten acı duyarız tenimizde…
Sonbahar mevsimlerin en
dürüstüdür…
Bu yüzden de en
korkutucusu belki de.
***
Karşımda bir kum saati
duruyor.
Bir arkadaşımdan armağan.
Zalim bir armağan bence.
Zaman somutlaşıyor kum
saatinin içinde, ince bir kum olup akıyor, tükenişi an be an izliyorum.
İki cam küre arasındaki
incecik delikten o toz rengi kumlar hiç durmadan aşağıya akıyor.
Üstteki cam küreden bir
şeyler eksilirken aşağıdakinde birikiyor.
Zamanın bir şeyleri
eksiltip bir şeyleri çoğaltarak akıp gittiğini kum saatine bakarken çok net
görüyorum.
En çok bu mevsimde
biliyorum, hepimizin hayatının sonbaharlarla bir küreden bir küreye aktığını…
Altta sonbaharlar
biriktikçe, üstteki hayat eksiliyor.
Başka mevsimlerde bu
gerçek bu kadar da açık gözükmüyor sanki.
Kum saatinin altına bir
sonbahar daha düşüyor şimdi.
Üstte duran cam küredeki
hayattan bir sonbahar daha eksiliyor.
Yaşayacağımız zaman eksiliyor
ama…
Yaşadıklarımız çoğalıyor
düşen her sonbaharla.
İşte, bunu gördüğüm için
sonbahardan ürküyorum.
Ve bunu gördüğüm için
sonbaharı çok seviyorum. |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder