Enflasyon
Enflasyon en basit tanımıyla
fiyatlar genel düzeyinde ortaya çıkan sürekli artış demektir. Bu basit tanımı
ayrıntılarıyla bir kez daha ortaya koyalım: (1) Ele alınacak olan fiyatlar
genel düzeyidir. Yani tek tek fiyat artışları enflasyon olarak tanımlanamaz.
(2) Fiyatlar genel düzeyinin sürekli bir artış içinde olması gereklidir.
Yani, bir veya birkaç malın fiyatının sürekli artış göstermesi, ya da bütün
malların bir defa artış göstermesi enflasyon değildir.
Kaynaklarına göre
sınıflandırıldığında iki çeşit enflasyon vardır: (1) Talep Enflasyonu, (2)
Maliyet Enflasyonu. Toplam talep düzeyinin arzı aşarak sürekli fiyat
yükselmesine neden olması halinde talep enflasyonu ortaya çıkar. Bir başka
deyişle talep enflasyonu tüketim harcamalarındaki artıştan, bu da genellikle
para arzının yükselmesinden kaynaklanır. Üretimde girdi olarak kullanılan mal
ve hizmetlerin maliyetlerinde ortaya çıkan artışlar sonucunda fiyatların
sürekli artış içine girmesi halinde ise maliyet enflasyonu meydana gelir.
Maliyet enflasyonu, ücret-gelir çekişmesi, yerli ve ithal girdi malları
(petrol gibi) fiyatlarının yükselmesi gibi nedenlerle oluşur.
Deflasyon
Deflasyon en kısa tanımıyla
fiyatlar genel düzeyinde sürekli düşüş halidir. Bu durumda paranın satınalma
gücü yükselir. Burada dikkat edilmesi gereken konu fiyat düşüşünün genel
olması ve süreklilik göstermesidir. Bir başka ifadeyle bir ya da iki malın
fiyatının düşmesi ya da bütün malların fiyatının bir defaya özgü olarak
düşmesi deflasyon olarak tanımlanamaz. Yılbaşında eğer 100 TL’ye alınan
malların aynısını yılsonunda 90 TL’ye alıyorsanız o zaman paranızın satınalma
gücü artmış demektir.
İlk bakışta olumlu bir ekonomik
durum gibi görünen deflasyon aslında enflasyondan çok daha önemli bir
ekonomik krizin ifadesidir. Japonya oldukça uzun süreli bir deflasyonist
dönem yaşamıştır.
Deflasyonist eğilimler devam
ederse üretici üretimden vazgeçer ve bu kez ekonomi büyüyememe kriziyle karşı
karşıya kalabilir. 2008 yılında başlayan küresel kriz (büyük resesyon) birçok
ülkede deflasyonist eğilimlerin doğmasına yol açmış ve birçok ülke bu sorunu
aşabilmek için talebi, yani tüketimi canlandırmaya yönelik genişletici maliye
ve para politikası uygulamak zorunda kalmıştır.
Resesyon
Resesyon ekonomide küçülme
halidir. Bununla birlikte ekonomide bir çeyreklik dönemde yaşanacak bir
küçülme hali resesyon olarak tanımlanmamaktadır. Genel olarak ekonomik
faaliyetlerin daralması, küçülmesi olarak ifade edilse de son yıllarda çok
daha spesifik bir tanımlama getirilmiştir. Buna göre eğer bir ekonomide üst
üste iki çeyrek GSYH küçülmesi yaşanmışsa o ekonomide resesyon söz konusu
demektir.
Resesyon bazı hallerde iki çeyrek
sonrasında sona erebileceği gibi bazı hallerde daha uzun süreli olabilir. Bir
ekonominin resesyondan iki çeyrek sonunda çıkmasına V tipi çıkış, daha uzun
bir sürede çıkmasına ise U tipi çıkış adı veriliyor. Eğer ekonomi resesyondan
çıkışa geçtikten sonra yeniden küçülmeye girmişse o zaman da buna W tipi
resesyon ya da çift dipli resesyona adı veriliyor.
2008 yılında başlayan küresel
krizde çeşitli ülkelerde resesyon tiplerinin hemen hepsiyle karşılaşıldı.
Örneğin Türkiye V tipi resesyon yaşadı. Buna karşılık İngiltere’nin küresel
krizde yaşadığı küçülme W tipine daha yakın bir resesyondur.
Depresyon
Bir ekonomide ekonomik
faaliyetlerin uzun süreli olarak aşağı yönlü olması depresyon olarak
adlandırılıyor.
Depresyon ile resesyonu
birbirinden ayıran iki önemli nokta vardır: (1) Resesyon ekonomik
faaliyetlerde daha kısa süreli bir küçülme halidir. Genellikle iki çeyrek ile
birkaç yıl arasında sürer. Depresyon daha uzun süreli bir çöküşü ifade eder.
Örneğin İngiltere ve ABD’de Uzun Depresyon (1873 – 1896) neredeyse çeyrek
yüzyıl sürmüştür. ABD’de Büyük Depresyon (1929 – 1933) 5 yıl sürmüştür. (2)
Resesyonda GSYH küçülmesi daha düşük düzeydedir. Bazı iktisatçılara göre
GSYH’daki küçülmenin depresyon olarak kabul edilmesi için yüzde 10 dolayında
bir küçülme olması gerekir.
ABD’de Büyük Depresyon süresince
GSYH neredeyse yarı yarıya düşmüştür. 1929’da 103,6 milyar dolar olan GSYH,
depresyonun son yılı olarak kabul edilen 1933 yılında 56,4 milyar dolara
gerilemişti.
Stagflasyon
Bir ekonomide enflasyon olgusu
yaşanırken ekonomi büyümüyorsa o ekonomide stagflasyon (enflasyon içinde
durgunluk) hali var demektir.
1974 yılında yaşanan petrol şoku
birçok ülkede stagflasyon olgusunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Ekonomik krizlerin başa çıkılması
zor olanlarından birisi budur. Eğer ekonomi enflasyon içinde büyümeye devam
etse bir miktar büyümeden fedakarlık ederek enflasyonu düşürmek daha kolay
olabilirdi. Oysa stagflasyonda bir yandan enflasyonla mücadele edecek bir
yandan da ekonomiyi canlandıracak bir ekonomi politikası biçimlendirmek
gerekir ki bu çok kolay bir iş değildir. Çünkü bu iki politika genelde
birbiriyle çelişen politikalardır. Bu durumda iki hedefi de tutturamayacak
bir politika arayışı içine girmektense bir seçim yaparak önceliği bu iki
hedeften birisine vermek daha uygun olabilir.
Slumpflasyon
Bir ekonomide enflasyon olgusu yaşanırken
ekonomi küçülüyorsa o ekonomide slumpflasyon (enflasyon içinde küçülme) hali
var demektir.
Ekonomik krizlerin en zoru budur.
Çünkü burada bir yandan enflasyonu düşürmeye uğraşırken bir yandan da
ekonominin küçülmesini önce durdurmaya sonra da büyümeye döndürmeye yönelik
bir ekonomi politikası uygulamak gerekmektedir. Makroekonomik hedeflerin ve
politika araçlarının birbiriyle çelişkisi en fazla burada ortaya çıkar. Bir
yandan enflasyonu düşürmek, bir yandan büyümeye geçmek, bir yandan bunlara eşlik
etmesi büyük olasılık içinde olan işsizlik artışını engelleyip istihdamı
artırabilmek birbiriyle çelişen hedeflerdir.
Kriz hallerinin kötüden daha az
kötüye sıralanması
Buraya kadar anlattığımız
krizlerin en kötüden daha az kötüye doğru sıralanması şöyledir:
1.Slumpflasyon, 2.Depresyon, 3.Resesyon, 4.Deflasyon, 5.Stagflasyon,
6.Enflasyon
Bu sıralamada uygulanacak ekonomi
politikasının zorluğu dikkate alınmıştır. En zor politika slumpflasyon için
oluşturulacak politikadır. Çünkü bir yandan ekonomik küçülmeyle bir yandan da
enflasyonla mücadele etmek gerekecektir ki bu iki mücadelede kullanılacak
araçlar çoğu kez birbirinin aleyhine çalışır.
Bunların bir bölümü çoğu kez bir
arada olabilir ya da zaman içinde birinden ötekine dönüşbeilir. Örneğin
slumpflasyonda enflasyonla resesyon birlikte görünür. Başlangıçta resesyon
olarak başlayan bir kriz derinleştikçe depresyona dönüşebilir. Enflasyonla
büyüme bir arada giderken büyümenin durmasıyla birlikte stagflasyon ortaya
çıkabilir.
Ekonomik krizlerle mücadelede
ekonomi poitikası
Ekonomik krizlerle mücadele için
çeşitli ekonomi okullarının farklı görüşleri vardır. Örneğin Keynesyen ekole
bağlı iktisatçılar resesyonun toplam talepteki yetersizlikten kaynaklandığını
düşünürler ve o nedenle de kamu harcamalarının artırılması yoluyla maliye
politikası önlemlerine ağırlık verilmesini önerirler. Resesyon konusunda aynı
yönde yani talep yetersizliği yönünde teşhis koyan Monetaristler ise para
arzının genişletilmesinin daha doğru olacağı görüşünü ileri sürerler. Arz
yönlü ekonomi okulu üyesi iktisatçılar konunun arz yetersizliğinden
kaynaklandığını ve o nedenle arzı artıracak biçimde vergi indirimleri
uygulanmasını önerirler.
Ekonomik krizlerde hangi ekonomi
politikasının seçilip uygulanacağı konusu krizin çeşidine, derinliğine ve
ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarına yakından bağlıdır. Bazı hallerde
maliye politikası bazı hallerde para politikası bazı hallerde heterodoks
ekonomi politikası araçlarının devreye sokulması gerekebilir. Bazı hallerde
bu politikaların hepsini bir arada birbirini destekleyecek biçimde uygulamak
gerekebilir.
Öte yandan bu gibi ekonomik
krizlerde beklentilerin olumsuz görünümden olumlu görünüme çevrilebilmesi de
büyük önem taşır. Bu gibi durumlarda beklenti yönetimi etkin bir politika
aracı olarak kullanılabilir.
|
- Mahfi Eğilmez
Kaynak: View article...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder